Bilim Felsefesi, FELSEFE

Bilimin Metodunu Nötrleştirme: Nötr Paradigma

Bu yazıyı 12 dakikada okuyabilirsiniz.

Yazı serisinin bir önceki (10. yazı) yazısına ulaşmak için tıklayınız.


Yazı serimizi noktaladığımız bu yazımızı, bilimcilik ile bilimin natüralistik metodunun yakın ilişkisini gözler önüne sermeye ve bu ilişkinin negatif sonuçlarını irdelemeye ayırdık. Negatif sonuçlarını diyoruz, çünkü, “pozitif sonuçlarını”- tabi eğer gerçekten metodolojik natüralizmden kaynaklanıyorlarsa- söz konusu metodoloji kullanılmadan da erişilebilecek faydalar olarak görüyoruz. Nihayetinde nötr paradigma ismini verdiğimiz yeni bir yaklaşımın, kullanışlılık bakımından “eski” natüralist paradigmanın yerini alabileceğini iddia ediyoruz, nitekim bu iddiamızın birtakım teorik ve pratik gerekçelerinden de söz edeceğiz.

Metodolojik Natüralizm-Bilimcilik İlişkisi

Önceki yazılarımızdan da hatırlanabileceği üzere metodolojik natüralizm, doğa hakkında bilgi edinmenin güvenilir tek metodunun (veya en azında en güvenilir yolunun) natüralizm olduğunu savunmaktadır; bu yönüyle o, bilimin her şeyin ölçütü olması gerektiğini savunan bilimciliğin epistemolojideki temsilcisi gibidir. Nihayetinde metodolojik natüralizm, epistemolojik açıdan bilimciliği hazırlar ve ona destek verir. Gerçekten de bilimciliğin hemen hemen bütün çeşitleri natüralizmle birlikte gelmektedir;[1] “Yalnızca doğa bilimleri bilgi-rasyonel inanç sağlar (bilimciliğin iddiası), çünkü sezgi, vahiy veya iç gözlem gibi yöntemlerle elde edilebilecek bilgi yoktur, çünkü onlara karşılık gelen doğaüstü bir varlık alanı yoktur (natüralizmin iddiası)” şeklinde bir argümantasyon kullanılmaktadır.

Ontolojik natüralizm ve metodolojik natüralizm, sırasıyla, her gerçek varlık ve her geçerli metot hakkında tekelci-natüralizme bizi mahkûm eden yargılarda bulunsa da empirik bilimler, ideal hallerinde, deneysel yöntemin sınırlılıkları bakımından (tümevarım ve nedensellik problemi) bu tarz mutlak genellemelerde bulunamaz.[2] Halbuki günümüzde, natüralizmi varsayarak yürütülmekte olan bilimin metinlerinde ve anlatıcılarında mevzubahis genellemelerle karşı karşıya gelmekteyiz. Dolayısıyla aşikâr olan paradoksu çözmenin yolu, pratikte bilimsel faaliyeti natüralistik herhangi bir varsayıma dayandırmaksızın nötr olarak icra etmekten geçmektedir.

Günümüz popüler bilim kitaplarında ve bilim anlatısında “bilimciliğin” hızlıca artması[3], (bilimin günümüzde metodolojik natüralist pozisyonla icra edilmekte olduğunu da hesaba katacak olduğumuzda) sözünü ettiğimiz ilişkinin pratiğe bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ontolojik bilimcilik, akademide Carl Sagan, Stephan Hawking, Francis Crick gibi aynı zamanda popüler bilim yazarı da olan kimselerce savunulmaktayken, epistemolojik bilimcilik, bilimciliğin toplumda en yaygın olan formudur. Epistemolojik bilimcilik aynı zamanda felsefe dünyasında da W.V.O. Quine, Daniel Dennet, Alex Rosenberg tarafından dile getirilmiştir.1


Bilimciliğin Akademi ve Toplumdaki Sonuçları

Metodolojik natüralizm ve onun şaşırtmayan sonucu olan bilimciliğin tek problemi, empirik bilimlerin sınırlarını aşan iddialarda bulunmaları değildir. Gerek akademiyi gerekse toplumu önceleri dini inançlar için yapılandan çok daha kuvvetli biçimde, bilime sorgulamadan inanan ve güvenen bir yapıya dönüştürmüştür. Niye ona olan güvenimizi kaybedelim ki; neticede o, elimizde güvenebileceğimiz tek seçenektir. (!) Dikkat edelim, akademi ve toplumda bilim için yaygın olan söylemde “Bilimde kesin bir şey yoktur ve sorgulamadan hiçbir teori kabul edilmez” sloganı, ancak bilimin kendi içerisinde sorgulanabileceği yönünde bir izindir; yoksa bilimin dayandığı varsayımları kritiğe tabi tutmak kimsenin haddine değildir.

Bilimciliğin diğer bir neticesi, felsefenin ötekileştirilmesi ya da bilimin bir parçası olarak (akademide) hatta pratik ya da teorik yarar sağlamayan bir uğraş (toplumda) olarak görülmeye başlanmasıdır. Zira felsefe denilen şey, natüralist-fizikalist bir bilim anlayışında insan beynindeki nöronların oyunundan başka bir şey değildir; dolayısıyla felsefe bilimi inceleyebilecek üst bir konumda değildir, aksine bilim felsefe denilen materyal olgunun (!) açıklayıcısı ve ona doğru olan fikir yürütme biçimlerini (!) dikte edicisidir. Bilimin dışında felsefe yoktur veya felsefe, bilimin devamıdır.[4] (!) Hatta ünlü kozmolog Stephan Hawking bu durumu, “felsefenin öldüğü” ve “bilim adamlarının bilgiyi arayışımızda meşalelerin taşıyan keşif öncüleri olduğu” iddialarıyla yansıtmıştır.[5] Hakikatte ise felsefe, kıyıda köşede kalmış arkaik bir bilgi edinme yöntemi değil[6]; bilim adamlarının doğa bilimlerinin sınırlarını aşan ideolojik fikir yürütmelerini açığa çıkaracak bir vasıtadır.

Bilimciliğin negatif diğer bir sonucu da dini-metafiziksel inançlar alanında olmuştur. Metodolojik olarak yalnızca doğal olanı varsayan ve doğal açıklamaları tek güvenilir (güçlü form) ya da en güvenilir metot olarak kabul eden metodolojik natüralizmin, doğa üstüne yönelik bütün akıl yürütmeleri ya tamamen geçersiz ya da oldukça güvenilir olmayan düşünce biçimleri olarak görmesi ve bilim adı altında bunu topluma göstermesi, inançların tamamen sübjektifleşmesine ve akıl dışı-duygusal olarak lanse edilmelerine sebebiyet vermiştir. Ayrıca doğadaki nedensel güçleri, bir düşünce sistemi olarak açıklayıcılık iddiasını sağlayabilmesi için tam yetkin-icad edici görme eğiliminde olduğundan birçok dini inançla bilimi karşı karşıya getirebilmektedir. Oysa, Kemal Batak’ın da ifade ettiği üzere “Hipotetik ateizm anlamına gelen metodolojik natüralizm varsayılmazsa ve bilfiil ateizm anlamına gelen felsefi-ontolojik-metafizik natüralizm varsayılmazsa, bilim ve din çatışmaz, uzlaşır, pek çok konuda ahenkli görünür.”5 Öyleyse halihazırda görünen kavga, natüralizm ile din arasındadır, nötr haliyle bilim ile din arasında değil.

Doğanın ve onun açıklayıcısı olan bilimin her alanda rehber kabul edilmesi, hatta ahlak yasalarının doğaya bakılarak inşa edilebileceği hipotezi ise[7] bilimciliğin artık bilimi bütün bütün aşan söylemi halini almıştır. Zira, yapısı gereği betimleyici (descriptive) olan bilimi, değer yargısı bildiren (normatif) bir duruma dönüştürmek mümkün değildir; böyle bir dönüşüm oluyor gibiyse bu değişimin altında yatan ve bilimden değil de farklı bir ideolojiden kaynaklanan bir normatif ilkesi illaki mevcuttur. Ahlak davranışlarının yaşamımızdaki kritik yeri hatırlanacak olduğunda, ezcümle hayvanların örnek alınarak hazırlandığı bir etiğe uymak zorunda bırakılmak, toplumdaki çoğu insanın manevi değerlerine hakaret, yaşama biçimlerine tehdit unsuru olacaktır.

Bilimin her türlü teorik ve pratik sorunu çözeceğine inanma, yine maalesef sadece toplumda değil akademide de çokça kabul edilen bir savdır. Bilimsel metodun sınırlılıkları anlaşıldığında ve metodolojik natüralizmin dayandığı felsefi prensiplerin esassızlığı fark edildiğinde; bilimin tek bir olguyu dahi aslında açıklayamadığı, aslında yalnızca bu olguları bir dizge içerisine sıralayıp betimlemekte olduğu keşfedilebilecek ve böylece teorik-pratik problemlerin çözümünde diğer beşerî ilimlerin de sürece katılmasıyla daha doğru ve zengin bir yaklaşım geliştirilmiş olunacaktır.

Nötr Paradigma

Tarihsel süreçte, insan etkinliklerindeki düşünce biçimlerinin, küçük değişimlerin birikip bir devrimi netice vermesi yoluyla değişime uğradıkları fark edilebilir. Eğer bilim için yine bir paradigma değişikliği olacaksa bu, bir yazı serisiyle kısa sürede olup bitecek bir iş değildir. “Yine” sözcüğünü kullandık, çünkü bilimin metodunun bilimsel devrimden önce (18.yy öncesi) metodolojik natüralizmle özdeş olmadığını, bilim adamlarının söz gelimi doğa üstüne korkmadan, dışlanma endişesini taşımadan atıfta bulunabildiğini biliyoruz. Gerek Orta Çağ’da gerekse Rönesans ve sonrasında, bazı doğa bilimcilerinin “doğa olaylarını doğal nedenlerle açıklamamız daha iyi olur” şeklindeki tavırlarının, metodolojik natüralizmdeki, “doğa olaylarını yalnızca doğal nedenlerle açıklayabilirsiniz” diktesinden farklı olduğunu fark edebilirsiniz. Elbette ki söz konusu tavrın metodolojik natüralizmin öncülü olup zaman içerisinde ona evrildiğini de söyleyebiliriz. Fakat bu, yine bilimin metodunun felsefi pozisyon açısından değişime uğramış olduğunun ve dolayısıyla yeniden değişebileceğinin de delili olacaktır.

Aşağıda yer verdiğimiz tablo, üzerinde çok kelam eylediğimiz metodolojik natüralizm ile (natüralist paradigma) kendisine geçilmesini arzuladığımız “nötr paradigmanın” bir kıyaslamasını sunuyor bizlere. Ayrıca natüralist paradigmanın tam karşıtı bir pozisyonda bulunan “metafiziksel paradigma”ya da bu tabloda değindim; nitekim nedensellik ve doğa yasalarıyla alakalı yazılarımda rasyonel gerekçeleriyle birlikte bu paradigmaya daha yakın olduğumu belirtmiş bulunuyorum. Bununla birlikte, birçok kimsenin öne sürdüğüm gerekçeleri kabul etmeyeceğini ve belki de natüralist paradigmada kalmayı daha rasyonel bulacağını tahmin edebildiğimden dolayı; arayı bulmak amacıyla değil, bilimi gerçekten daha nötr biçimde icra edebilmek ve farklı inançlardaki kimselerin inançlarını “laboratuvarın dışında” bırakıp laboratuvarın içinde natüralist bir inancı yahut pozisyonu benimsemek zorunda hissetmeyecekleri bir bilim anlayışına ulaşabilmek için nötr paradigmayı bilimin metodu olarak benimsemeyi uygun bulmaktayım.

Tablo 1: Bilimin metodu olabilecek üç farklı “paradigmanın” karşılaştırılması.

Bilimde Nedensellik Zorunlu mu?

Son bir itiraz, aslında metodolojik natüralizmdeki nedenselliğin “bir olayın gerçekleşmesine eşlik eden koşullar” anlamında ve yalnızca bir ardışıklık-birbirini takip etme manasına olduğunu, bu yönüyle ontolojik natüralizmdeki “yetkin fail-icad edici güç” imalarından farklı olduğunu öne sürebilir. Aslında böyle bir itirazın, metodolojik natüralizmin yöntemsel olarak bile natüralist olmadığını iddia etmek gibi tanım gereği doğru olan bir şeyle çelişmek olacağını belirtmeliyiz; çünkü bu takdirde bilim, yöntemi gereği bile natüralist olamamakta, ortaya doğal nedenler koyamamakta ve belki adına “metodolojik pozitivizm” diyebileceğimiz bir yaklaşımı benimsemiş olmaktadır (Pozitivist açıklamada nedenselliğe başvurulmadığını hatırlamakta fayda var). Halbuki nedensel ilişkinin “daimliği”ni savunabilmek için – ki bu tabiatı gerçekten açıkladığını iddia edebilmek için gereklidir, aksi takdirde sürekli değişen ilişkiler tabanında doğanın belirli bir anlatımını sunmak mümkün değildir– pozitivizmin doğa yasalarını zorunlu-değişmez kabul ettiğinden ve bu kabulün nihayetinde insan zihninin işleyiş biçimi sebebiyle yine bir nedensellik ilişkisini (bu sefer daha farklı) doğurduğundan 8. yazımızda bahsetmiştik.

Peki çare nedir? Nötr paradigmada nedensellik hipotetik (varsayımsal) olarak kabul edilir: Sebep ile sonuç arasındaki ilişki bir ardışıklık ilişkisidir fakat bu ilişkinin daimî olduğu öne sürülemez. Nedensel ilişkinin gözlemlendiği şekilde olacağı varsayılarak hareket edilir; eğer varsayım doğru gözüküyorsa (yani gözlemler şimdilik aksini göstermiyorsa) ve bu varsayıma dayanarak geliştirilen teoriler olguları doğru biçimde öngörebiliyorsa (ya da geliştirilen teknolojiler çalışıyorsa) teorinin doğayı şimdilik iyi betimlediği, fakat bu betimlemenin gerçeklikten uzak ya da yakın olduğunun deneysel yöntemle bulgulanamayacağı belirtilir. Bu yönüyle nötr paradigma, asrımızdaki bilim felsefesinde enstrumentalist (araçsalcı) yaklaşıma tekabül etmekte, bilimci realizmden ayrılmaktadır.

Enstrumentalist yaklaşım, bilimsel kavram ve teorilerin değerinin, gerçekten “doğru” olup olmadıklarına ya da dış dünyadaki gerçekliğe ne kadar karşılık geldiklerine göre değil; doğru gözüken öngörülerde bulunmak ve kavramsal ya da pratik problemlerin çözülmesinde kolaylık sağlamak derecelerine göre belirlenebileceğini savunmaktadır. Kısacası, enstrümentalizme göre bilim, bilimsel realizmden farklı olarak, “gerçekliği anlatan” değil “işe yarayan tasvirlerde bulunan” bir araçtır.

Resim 1: Nötr Paradigma. Nötr paradigmaya göre yapılan çok sayıda gözlem zihinde teorilerin oluşmasını tetiklemez; bilim adamlarının kafalarında bulunan ve doğadaki olguların bir şeması olan hipotetik şemaya göre deneyler gerçekleştirilir ve bu deneylerin sonuçlarına göre zihinlerdeki şemalar (teoriler, hipotezler vb.) da şekil değiştirebilir. Hipotetiko-dedüktif metot, Karl Popper ile birlikte bilimsel metot için de benimsenmeye başlamış olsa da bilimin işleyişine dair klasik anlatı ve klasik kabul, deneyin hipotetik şemaya göre çok daha “ağır bastığı” tümevarımcı anlatıdır.

Sözün Özü ve Kapanış

Yazılarımın bütünü okunduğu takdirde nötr paradigmanın daha iyi anlaşılabileceğini ummaktayız. Bu sebeple aşağıya bütün yazıların linklerini koymuş bulunuyorum. Seri boyunca kullandığım “bizli” dilin, üslup gereği olduğunu; MERGEN Devri’ndeki diğer bütün yazılarda olduğu gibi yazılanların yalnızca yazarını bağladığını da buraya not düşmeliyim. Yazı serimin, metodolojik natüralizmin ve bilimciliğin toplumu ve akademiyi ne hale getirdiğini fark edip bunu değiştirmek-dönüştürmek isteyen herkes için güzel bir ilk adım olacağına inanıyorum. İlk yazıma atıfla, bütün seriyi ise şu cümlede özetleyebilirim: “Metodolojik natüralizm, sanıldığının aksine modern bilimin ondan ayrılamaz ruhu değil çıkartılıp atılabilir kirlenmiş bir giysisidir.”


Kaynakça

[1] Rik Peels, Ten reasons to embrace scientism, Studies in History and Philosophy of Science Part A, Volume 63, 2017, Pages 11-21.

[2] Batak K, Natüralizm Çıkmazı, İz Yayıncılık, 2. Baskı, s.174-180.

[3] De Ridder, Jeroen (2014). Science and Scientism in Popular Science Writing. Social Epistemology Review and Reply Collective 3 (12):23–39.

[4] Esin E. Davı̇d Papı̇neau’nun Naturalı̇zm-Fı̇zı̇kalı̇zm Argümanları Üzerı̇ne Bı̇r Deneme. Din ve Felsefe Araştırmaları. 2019; 2(4): 85-100

[5] Matt Warman, “Stephen Hawking Tells Google ‘Philosophy Is Dead’”, The Telegraph, May 11th, 2011.

[6] Bilgili, A, Bilim Ne Değildir?, Doğu Kitabevi, 4. Baskı, s. 27

[7] A.g.e. s. 50-54

Serideki Yazıların Linkleri

Not: “Metodolojik Natüralizm: Modern Bilimin Ruhu” isimli yazı serisi, bilim felsefesi alanında bilimin metodunun felsefi bir etüdünün yapıldığı 11 yazıdan oluşmaktadır. Aşağıda verilen yazı başlıklarına tıklayarak ilgili yazılara ulaşabilirsiniz:

  1. Metodolojik Natüralizm: Modern Bilimin Ruhu
  2. Bilimin Metodu Metodolojik Natüralizm Olmak Zorunda Mı?-1
  3. Bilimin Metodu Metodolojik Natüralizm Olmak Zorunda Mı?-2
  4. Nedensel Kapalılık ve Bilime Yansımaları
  5. Gerçekliğe Ulaşmada Empirizmin Yeri: Deneye Deneye Nereye Kadar?
  6. Doğa Yasalarının Kökeni ve Otonomisi Problemi: Olası 3 Çözüm
  7. Doğa Yasalarının Kökeni-1: Mutlak Olasılıkçı Yaklaşım
  8. Doğa Yasalarının Kökeni -2: Yasaların Egemenliği Yaklaşımı
  9. Doğa Yasalarının Kökeni-3: Doğa Yasası Argümanı
  10. Bilimcilik: Bilime Olan Sevgi ve Güvenin Suistimali
  11. Bilimin Metodunu Nötrleştirme: Nötr Paradigma

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s