Bilim Felsefesi, FELSEFE

Bilimin Metodunu Nötrleştirme: Nötr Paradigma

Bu yazıyı 12 dakikada okuyabilirsiniz.

Yazı serisinin bir önceki (10. yazı) yazısına ulaşmak için tıklayınız.


Yazı serimiz boyunca halihazırda (ve belki de son 150 yıldır) bilimin kendisine dayanılarak yapıldığı düşünme tarzı olan metodolojik natüralizmi, kabulleri ve üzerine kurulu olduğu felsefi prensipleri (nedensel kapalılık, empirik yöntemin bize gerçekliği sunabileceği iddiası-deneycilik ve doğa yasaları) tartışmak suretiyle eleştiriye tabi tuttuk. Bu eleştiride hedefimizde bilimin deneysel metodolojisi (hipotezler kurmak, bu hipotezleri sınayacak deneyler tasarlamak ve sonuçta birtakım ihtimali-istatistiksel ilişkiler ortaya koymak) yer almamaktaydı; kritiğimiz bilimin kurumsal metodolojisi yani elde edilen verilerin anlamlandırılma ve yorumlanması hususunda belirli kısıtlamalar getiren yöntemi hakkındaydı. Nihayetinde gayemiz, bilimsel anlatıyı hiçbir metodu olmayan anarşik bir faaliyet haline getirmek olmadığından, mevcut paradigmanın yerine açıklayıcılık bakımından olmasa da (zaten bu bağlamda metodolojik natüralizmin de kifayetsiz kaldığına değinmiştik) kullanışlılık bakımından en az onunki kadar işler bir paradigma sunmamız gerektiğinin de farkındayız.

Bilimciliği işlediğimiz bir önceki yazımızda metodolojik natüralist paradigmayı terk etmemizin sadece teorik gerekçeleri olmadığını, aynı zamanda başta bilim insanları olmak üzere toplumu getirdiği noktanın, insan düşüncesini tek tipleştiren ve körelten bir vaziyet olduğunu ortaya koymaya çalışmıştık. Seriyi noktaladığımız bu yazımızda ise, öncelikle “paradigma” kavramıyla ne kastettiğimizi açıklıyoruz, sonrasında metodolojik natüralist paradigmanın yerini almasını umduğumuz “nötr paradigmayı” ana hatlarıyla tarif ediyoruz, devamında sözünü ettiğimiz paradigma değişikliğinde aklımıza takılabilecek soruları cevaplandırıyoruz, nihayetinde ise yazı serimizi özetleyerek konuyu noktalamış oluyoruz.

Nötr Paradigma

Tarihsel süreçte, insan etkinliklerindeki düşünce biçimlerinin, küçük değişimlerin birikip bir devrimi netice vermesi yoluyla değişime uğradıkları fark edilebilir. Paradigmayı “belirli bir bilimsel yaklaşımın doğayı sorgulamak için kullandığı açık ya da örtülü bütün inançlar – metafizik kabuller, kurallar, değerler ve kavramsal araçlar” şeklinde Thomas Kuhn’un genişlettiği anlamıyla (ama onun daha ziyade eğildiği teknik yönüyle değil de ideolojik yönüyle) kullanıyoruz.[1] Nitekim natüralist-ampirist paradigmaya göre söz konusu inançlar, (1) fenomenlerin nedenlerinin doğada bulunduğu (2) doğadaki düzenin-yasaların değişmez, zorunlu hatta fail oldukları, (3) doğadaki tekdüzeliğin bize tümevarımsal genellemeler yapabilme imkanı verdiği şeklinde sıralanabilir. Bu paradigmanın kuralı, nedeni doğadaki nesneler ya da fenomenlerde aramak zorunda olmamızdır; paradigmanın değer yargısı ise empirizmin-natüralizmin bizi gerçek bilgiye ulaştıran tek ya da en güvenilir yol olduğu dolayısıyla bilimin her türlü insani faaliyetin üstünde tutulması gerektiği (bilimcilik) görüşüdür.

Eğer bilim için yine bir paradigma değişikliği olacaksa bu, bir yazı serisiyle kısa sürede olup bitecek bir iş değildir.  “Yine” sözcüğünü kullandık, çünkü bilimin metodunun bilimsel devrimden önce (18.yy öncesi) metodolojik natüralizmle özdeş olmadığını, bilim adamlarının söz gelimi doğa üstüne korkmadan, dışlanma endişesini taşımadan atıfta bulunabildiğini biliyoruz. Gerek Orta Çağ’da gerekse Rönesans ve sonrasında, bazı doğa bilimcilerinin “doğa olaylarını doğal nedenlerle açıklamamız daha iyi olur” şeklindeki tavırlarının, metodolojik natüralizmdeki, “doğa olaylarını yalnızca doğal nedenlerle açıklayabilirsiniz” diktesinden farklı olduğunu fark edebilirsiniz. Üstelik bu tarz okumanın[2] Avrupa merkezli bir okuma olacağını, bütün olarak insanlığın bilimsel etkinliğe yaklaşım biçimi için tarihsel bir model olarak görülmesinin zorunlu olmadığı sonucunu da çıkarabiliriz. Elbette ki söz konusu tavrın metodolojik natüralizmin öncülü olup zaman içerisinde ona evrildiğini de söyleyebiliriz. Fakat bu, yine bilimin metodunun felsefi pozisyon açısından değişime uğramış olduğunun ve dolayısıyla yeniden değişebileceğinin de delili olacaktır.

Tablo 1. Metodolojik natüralist paradigma ile Nötr ve Metafizik paradigmaların karşılaştırılması.

Bilim İnsanlarının Çoğunluğunun Natüralist Paradigmayı Benimsemiş Olması Onu Meşrulaştırır mı?

Metodolojik natüralizmin bilimin kurumsal-yorumsal paradigması olarak devam etmesi gerektiğini savunanların gerekçelerinden biri de tarihsel sürecin de ötesinde günümüzde çoğu bilim insanının söz konusu paradigmayı kabullenmiş olmasıdır. Gerçekten de günümüzde birkaç bilim felsefecisi haricinde konuyu gündemde tutan yoktur ve bilim camiası böyle bir tartışmayı yürütmemektedir. Acaba bilim insanlarının bilimi yorumlamada sergiledikleri bu ortak tavır üzerinden “olanın olması gereken olduğu” sonucuna varabilir miyiz? Ya da hepsi önemli düzeyde mesleki birikime ve zekaya sahip bilim adamlarının natüralist tavırda konsensüs üzere olmaları tartışmaya son noktayı koyabilir mi? Konsensüs ya da fikir birliği, özellikle ait olduğu alandaki tartışmalarda rasyonel açıdan getirilebilecek en geçerli argümanlardan biridir, ancak şuurlu olması kaydıyla. Daha en başından bilimsel ders kitaplarında ve popüler bilim kitaplarında okuduklarıyla kafasında bir bilim imgesi oluşturulan bilim adamları, zihinlerindeki bilim imgesini felsefi bir sürecin süzgecinden geçirmedikleri takdirde şartlanmış biçimde bilimsel faaliyeti anlamakta ve şuursuz-bilinçsiz bu bağlılıklarını sürdüregelmektedirler. Zira ders kitaplarının amacı bilime dair sahici bir şuur uyandırmak değil, mevcut paradigmaya harfiyen nasıl uyulabileceğini göstermektir.

Resim 1. Bilim adamları arasındaki konsensüsün felsefi açıdan geçerli olabilmesi için, eğitimlerinde natüralist paradigma ile şartlanmamış olmaları gerekir.

Kuhn’un da belirttiği gibi bilim insanlarının mevcut eğitimin bağlı bulunmalarını istediği paradigmanın tarih boyunca benimsenen tek paradigmaymış ve geçmişteki bilim insanları bu paradigmayı benimsiyormuş gibi düşünüyor olmaları, aldıkları eğitimin bir sonucudur. Böylesi bir eğitim bilimsel devrimleri (paradigma değişimlerini) görünmez hale getirir.[3] Söz konusu paradigma değişimini metodolojik natüralizm için de düşünecek olduğumuzda onun Aristo metafiziğine dayanan peripatetik paradigmanın (ki bu eski paradigmada doğal nedenler olduğu kadar doğa üstü nedenler-kozmik akıllar da bulunmaktaydı) yerini aldığını ve 17. yüzyılda gerçekleşen bilimsel devrim olayının bu değişimi ima ettiğini söyleyebiliriz. Nihayetinde bilimsel eğitim paradigmanın eğitimidir ve bir paradigmayla şartlanan kimselerin, birikimleri ve zekâ düzeyleri ne olursa olsun sağlıklı-bilinçli bir fikir birliğine varmaları mümkün değildir.

Metodolojik Natüralizm Her İnançtan Kimselerce Benimsenebilir mi?

Diğer bir itiraz, metodolojik natüralizmin çok farklı dini inanç ve mezhepten olan bilim insanlarının ortak paydası olduğu; bilim insanlarının dini inançlarından taviz vermeden bilimsel betimlemelerde natüralist pozisyonu koruyabileceği yönündedir.[4] Buna göre mesela Aziz Sancar Müslüman ya da Isaac Newton ise Hristiyan olmalarına rağmen bilimlerini natüralist çerçevede yürütmüşlerdir, söz konusu isimler gibi dindarlığından şüphe etmeyeceğimiz birçok bilim adamı da aynı tavrı sürdürmektedir.[5]

Bu itirazın kişilerin pratikteki dini yaşantı ve inançlarını, bağlı bulundukları inancın teorik yapısıyla karıştırmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim bir Müslümanın tevhid akidesi, her türlü doğal olguda an be an faaliyette olan tek Fail inancını gerektirmekteyken bir Hristiyanın inancı en azından evren tarihinin belirli noktalarında (Bigbang ya da hayatın ortaya çıkması gibi) doğaüstü bir tasarımcının etkisini lüzumlu kılmaktadır. Diğer bir deyişle, bir Müslümanın ya da Hristiyanın bilimi natüralist çerçevede yapabilmesi için “laboratuvara girmeden önce inancının teorik gömleğini çıkartıp natüralist önlüğü geçici olarak da olsa giyinmesi” gerekmektedir; zira metodolojik natüralizm doğaüstü herhangi bir nedenselliği ne herhangi bir anda ne de evren tarihinin belirli dönemeçlerinde kesinlikle kabul edememektedir. Söz konusu problemin metafizik bir problem olduğu, bilimin ise bundan uzak olduğu düşünülebilir; ne var ki bilimin natüralist metodolojisiyle yapılması demek kendi başına bir metafizik olan doğal nedenselliği kabullenmeyi de beraberinde getirmektedir.

Bilimde Nedensellik Zorunlu mu?

Son bir itiraz, aslında metodolojik natüralizmdeki nedenselliğin “bir olayın gerçekleşmesine eşlik eden koşullar” anlamında ve yalnızca bir ardışıklık-birbirini takip etme manasına olduğunu, bu yönüyle ontolojik natüralizmdeki “yetkin fail-icad edici güç” ve “zorunlu nedensellik” imalarından farklı olduğunu öne sürebilir. Aslında böyle bir itirazın, metodolojik natüralizmin yöntemsel olarak bile natüralist olmadığını iddia etmek gibi tanım gereği doğru olan bir şeyle çelişmek olacağını belirtmeliyiz; çünkü bu takdirde bilim, yöntemi gereği bile natüralist olamamakta, ortaya doğal nedenler koyamamakta ve belki adına “metodolojik pozitivizm-emprizm” diyebileceğimiz bir yaklaşımı benimsemiş olmaktadır (Pozitivist açıklamada nedenselliğe başvurulmadığını hatırlamakta fayda var). Halbuki nedensel ilişkinin “daimiliği”ni savunabilmek için – ki bu tabiatı gerçekten açıkladığını iddia edebilmek için gereklidir, aksi takdirde sürekli değişen ilişkiler tabanında doğanın belirli bir anlatımını sunmak mümkün değildir– pozitivizmin doğa yasalarını “değişmez” kabul ettiğinden ve bu kabulün nihayetinde insan zihninin işleyiş biçimi sebebiyle üstü örtük bir nedensellik ilişkisini doğurduğundan 8. yazımızda bahsetmiştik.[6]

Resim 2. Nötr paradigma, bilim için kritik rolü olan nedensel muhakemeyi reddetmez ancak onu natüralist paradigmadan daha farklı algılar.

Peki çare nedir? Nötr paradigmada nedensellik hipotetik (varsayımsal) olarak kabul edilir: Sebep ile sonuç arasındaki ilişki bir ardışıklık ilişkisidir fakat bu ilişkinin daimî olduğu öne sürülemez. Nedensel ilişkinin gözlemlendiği şekilde olacağı varsayılarak hareket edilir; eğer varsayım doğru gözüküyorsa (yani gözlemler şimdilik aksini göstermiyorsa) ve bu varsayıma dayanarak geliştirilen teoriler olguları doğru biçimde öngörebiliyorsa (ya da geliştirilen teknolojiler çalışıyorsa) teorinin doğayı şimdilik iyi betimlediği, fakat bu betimlemenin gerçeklikten uzak ya da yakın olduğunun deneysel yöntemle belirlenemeyeceği söylenir. Bu yönüyle nötr paradigma, asrımızdaki bilim felsefesinde enstrumentalist (araçsalcı) yaklaşıma yaklaşmakta, bilimci realizmden ayrılmaktadır.

Enstrumentalist yaklaşım, bilimsel kavram ve teorilerin değerinin, gerçekten “doğru” olup olmadıklarına ya da dış dünyadaki gerçekliğe ne kadar karşılık geldiklerine göre değil; doğru gözüken öngörülerde bulunmak ve kavramsal ya da pratik problemlerin çözülmesinde kolaylık sağlamak derecelerine göre belirlenebileceğini savunmaktadır.[7] Diğer bir deyişle, enstrümentalizme göre bilim, bilimsel realizmden farklı olarak, “gerçekliği anlatan” değil[8] “işe yarayan tasvirlerde bulunan” bir araçtır. Enstrümentalizmin tehlikeli yanı, teorileri gerçekliğin kendisinden tamamıyla farklı ve salt kendi deneyimlerimizi sistematize hale getirmek için öne sürdüğümüz kurgusal araçlar[9] olarak görmesidir; bunun tehlikesi insanlığı hakikat arayışından engellemek ve yaşayışta olduğu gibi düşüncede de pragmatist hale getirmekte yatmaktadır.

Nötr paradigma, bilimsel bilginin gerçeklikten bütünüyle kopuk olduğunu iddia etmez, bilimin sağladığı verilerin ancak bir metafizik yapıldığı takdirde gerçeklikle ilişkilendirilebileceğini dolayısıyla teorilerin gerçekliğe doğrudan bir erişiminin söz konusu olmadığını vurgular. Nötr paradigma enstrümentalizmden, bilimsel teorilerin gerçekliğe dolaylı yoldan, oldukça kısıtlı ve temsili de olsa bir erişiminin olabileceğini söylemesiyle ayrılır; pozitivizmdense metafiziğin imkanını tanıyarak ve bilimsel bilginin felsefi düzeyde tamamlayıcısı halinde görerek ayrılmaktadır.

Resim 3. Enstrümentalist yaklaşıma ait kavramlar.

Nötr Paradigma Bilim Adamının Bakış Açısını ve Söylemini Ne Yönde Değiştirir?

Nötr paradigma nedenselliği ve doğa yasalarını inkâr etmeden ama onları metafizik düşüncenin araçları haline de getirmeden araştırmasına konu kılar. Bu sebeple mesela iki biyolog bir civcivin yumurtadan gelişme sürecini incelerken her ikisi de bu süreçteki sebep-sonuç ilişkilerini ve arka planda işleyen fizik yasalarını ortaya çıkarmaya çalışıp vardıkları sonuçları “nötr bir dille yazılmış, ikisinin de yazarı olduğu bir makalede yayınlayabilirler”[10] Her ne kadar bu iki biyologdan birisi gözlemlediği süreçleri sebep-sonuç ilişkilerinin ve doğa yasalarının ürettiği vakıalar olarak görse ve diğeri bütün bu süreçleri arka planda faaliyette olan yetkinlik sahibi tek bir Fail’in eseri olarak görse de nötr paradigmayı benimsedikleri takdirde ikisi de söz konusu düşüncelerini, “özel sohbetlerindeki felsefi bir tartışmanın konusu” olarak bilirler. Dolayısıyla herhangi birisi çıkıp diğerini ilgili düşüncesinde “bilimsel olmamakla” suçlayıp damgalayamaz.

 Halbuki metodolojik natüralist paradigmada natüralizm, felsefi bir düşünce olmaktan çıkıp bilimsel metinleri (dolayısıyla da onları kaleme alan bilim adamlarını) yönlendirir ve sınırlandırır hale gelmiştir. Öyle ki kimyasalların konsantrasyonlarını “hisseden” reseptörler, reaksiyonları “hızlandıran” enzimler, hücrelerin “yöneticisi” olan DNA’lar ya da nükleer fizikten konuşacak olduğumuzda atom altı parçacıkların hareketlerini “idare eden” 4 temel fiziksel kuvvet vb. birçok anlatı, metaforik-temsili anlamlarını yitirmiş, gerçekten de nesnelerde olguların gördüğümüz üzere olmasını sağlayan “özleri-özellikleri” varmış gibi bir algıya yol açmıştır. Nitekim oransal olarak çok az bilim insanı, bu anlatımların olsa olsa en fazla metaforik-temsili olabileceğinin farkındadır ve çoğu bunların nesnelerin “sahip oldukları” özellikleri ifade ettiğini varsaymaktadır.

Kısacası metaforik anlatının metafiziksel anlatıya dönüşümü, metodolojik natüralizmin doğa üstünü yasaklarken doğal olana “geçiş izni” vermesi sebebiyledir. Çünkü insan zihni bir farkındalığa sahip olmadığı müddetçe “askıda” kalmayı sevmez, iki seçenekten biri iptal edilmişse zaruri olarak diğerine yönelir. Nötr paradigma ise böyle metafizik inançlara dönüşebilecek metaforları kullanmadan daha sade bir bilim metni yazıcılığını önermekte, nedensel dille ilişkilendirilebilecek kullanımlardan kaçınılamadığı durumda ise bilimin doğasına-sınırlarına ilişkin önceden verilmiş bir eğitimin gerekli farkındalığı sağlayabileceğini savunmaktadır.

Sözün Özü ve Kapanış

Serideki yazıların bütünü okunduğu takdirde nötr paradigmanın daha iyi anlaşılabileceğini ummaktayım. Bu sebeple aşağıya bütün yazıların linklerini koymuş bulunuyorum. Seri boyunca kullandığım “bizli” dilin, üslup gereği olduğunu; MERGEN Devri’ndeki diğer bütün yazılarda olduğu gibi yazılanların yalnızca yazarını bağladığını da buraya not düşmeliyim. Yazı serimin, metodolojik natüralizmin ve bilimciliğin toplumu ve akademiyi ne hale getirdiğini fark edip bunu değiştirmek-dönüştürmek isteyen herkes için güzel bir ilk adım olacağına inanıyorum. İlk yazıma atıfla, bütün seriyi ise şu cümlede özetleyebilirim: “Metodolojik natüralizm, sanıldığının aksine modern bilimin ondan ayrılamaz ruhu değil çıkartılıp atılabilir kirlenmiş bir giysisidir.”


Serideki Yazıların Linkleri

Not: “Metodolojik Natüralizm: Modern Bilimin Ruhu” isimli yazı serisi, bilim felsefesi alanında bilimin metodunun felsefi bir etüdünün yapıldığı 11 yazıdan oluşmaktadır. Aşağıda verilen yazı başlıklarına tıklayarak ilgili yazılara ulaşabilirsiniz:

  1. Metodolojik Natüralizm: Modern Bilimin Ruhu
  2. Bilimin Metodu Metodolojik Natüralizm Olmak Zorunda Mı?-1
  3. Bilimin Metodu Metodolojik Natüralizm Olmak Zorunda Mı?-2
  4. Nedensel Kapalılık ve Bilime Yansımaları
  5. Gerçekliğe Ulaşmada Empirizmin Yeri: Deneye Deneye Nereye Kadar?
  6. Doğa Yasalarının Kökeni ve Otonomisi Problemi: Olası 3 Çözüm
  7. Doğa Yasalarının Kökeni-1: Mutlak Olasılıkçı Yaklaşım
  8. Doğa Yasalarının Kökeni -2: Yasaların Egemenliği Yaklaşımı
  9. Doğa Yasalarının Kökeni-3: Doğa Yasası Argümanı
  10. Bilimcilik: Bilime Olan Sevgi ve Güvenin Suistimali
  11. Bilimin Metodunu Nötrleştirme: Nötr Paradigma

Kaynakça ve Dipnotlar

[1] Thomas S. Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı, s.16-26-289

[2] Dawes, Gregory & Smith, Tiddy. (2018). The naturalism of the sciences. Studies in History and Philosophy of Science Part A. 67.

[3] Thomas S. Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı, 11. Bölüm Devrimlerin Görülmezliği, s.233-241

[4] Natüralizm Nedir? Bilim ile Natüralizm Arasındaki İlişki Nasıldır? Çağrı Mert Bakırcı ve Allanur Kurtov, Evrim Ağacı Akademi https://evrimagaci.org/naturalizm-nedir-bilim-ile-naturalizm-arasindaki-iliski-nasildir-10530 (Son Erişim Tarihi: 24.06.2022)

[5] Dipnot: Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki halihazırdaki bilimsel açıklamada bulunan, bizim nötr paradigmaya dahil edebileceğimiz türden açıklamalar örnek gösterilerek metodolojik natüralizm “nötr”müşçesine sunulmaktadır. Natüralist açıklamalar ile nötr açıklamalar birbirine karıştırılmak suretiyle metodolojik natüralizm masumlaştırılmaya çalışılmakta ve ona evrensellik payesi biçilmektedir.

[6] Dipnot 2: Zorunlu bağıntı olmaksızın daimilik iddiasının kendisi, yine ayrı bir metafizik inancı (bu sefer insan zihni tarafından fizik ötesi olarak vazedilen bir inancı) doğurmaktadır. Çünkü “Neden bir zorunluluk yoksa bu ilişkinin daimî olarak geçerli olacağına inanalım? sorusuna verilecek herhangi bir cevap ya döngüselliği (“Doğa yasaları daimi olduğu için onların daimi olduğuna inanalım” gibi) ya da aksiyomatik bir kabulü gerektirecektir ki bu aksiyomatik kabul, ancak zihin transandantal bir biçimde çalıştığında mümkün olabilmektedir, yani bir tür metafizik yaptığında.

[7] Instrumentalism, Robert de Neufville, Britannica Encyclopedia, https://www.britannica.com/topic/instrumentalism (Son Erişim Tarihi: 24.06.2022)

[8] Alex Rosenberg, Bilim Felsefesi Çağdaş Bir Giriş, 8. Bölüm Bilimsel Kuramlarla İlgili Epistemik ve Metafizik Meseleler, s.208-209. Bilimci realizm, bilimde bir kuram diğerinin yerini aldıkça öngörüde bulunma gücünün giderek artmasını ve bilimin teknolojik uygulamalarının zamanla daha başarılı hale gelmesini gerekçe göstererek, bilimsel kuramların gerçekliğin kendisini bize verdiğini, en azından bizi sürekli olarak gerçekliğe yakınlaştırdığını savunur. Bu görüşe göre teorilerde yer alan yasa ve terimler (mesela kütleçekim kuvveti, van der Waals kuvvetleri, moleküller, kuarklar, leptonlar vb.) gerçekte dış dünyada vardırlar.

[9] Stanford P.K, Instrumentalism: Global, Local, and Scientific, The Oxford Handbook of Philosophy of Science, Sep 2016

[10] Fizik (Doğa) Kanunları Nedir, Ne Değildir? Prof. Dr. Yunus Çengel, http://www.yunuscengel.com/fizik-doga-kanunlari-nedir-ne-degildir/ (Son Erişim Tarihi: 22 Haziran 2022)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s