Bilim Felsefesi, FELSEFE

Gerçekliğe Ulaşmada Empirizmin Yeri: Deneye Deneye Nereye Kadar?

Bu yazıyı 6 dakikada okuyabilirsiniz.

Yazı serisinin bir önceki (dördüncü) yazısına ulaşmak için tıklayınız.


Modern bilimin felsefesinin ya da metodolojik natüralizmin felsefi temellerinden birinin empirizm olduğunu, bu felsefi ideolojide herhangi bir önermenin anlamlı ve güvenilir kabul edilebilmesi için deneysel (empirik) bir temelinin olmasının şart koşulduğunu[1] yazı serimizin ilk yazısında belirtmiştik. Söz konusu sınırlama yalnızca bilim için geçerli değildir, bilim insanlarının ve onlar aracılığıyla da bütün bir toplumun yalnızca deney ve gözleme dayanan bilgileri kabul etmesi amaçlanmaktadır.

Bu niyeti, metodolojik natüralizm üzerine yaptığı incelemelerle tanınan felsefe profesörü Barbara Forrest’ten aldığımız şu alıntıda sezinleyebiliriz: “Var oluşsal önemi olan bütün iddialar için deneysel kanıt bulunması gerekir; (ve) var oluşsal iddiaların öne sürüldüğü, insan düşüncesinin din de dahil olmak üzere her bir alanı, (egzistansiyel iddiaların test edildiği bu) kriterlere tabidir.” [2] Peki, doğruluğundan emin olacağımız kesin ve gerçek bilgiye empirizm aracılığıyla ulaşabilir miyiz? Doğadaki oluşumların nasıl varlık sahnesine çıkmakta olduklarını, yalnızca “gördüklerimizden” hareketle ortaya çıkarabilir miyiz?

Empirizm ya da diğer adıyla deneycilik; doğadaki olguları bilimsel deneyler yoluyla teker teker gözlemler, sonrasında bu gözlemlerin sonuçlarını bir araya getirerek genellemelere varmaya çalışır (tümevarım yöntemi).[3] En nihayetinde ise, bulduğu ettiği genel yargıların (doğa yasaları gibi) geçmiş ve gelecekte, evrenin bütününde geçerli olduğunu (doğanın tekdüzeliği argümanı) savunarak mevcut şartlarda güvenilebilecek yegane bilgiyi ürettiğini iddia eder.3

 Ayrıca Viyana Çevresi’nde gelişen empirizmin metafiziğe bakış açısı da ilginçtir: Doğa üstünün varlığı gibi birtakım kabullere dayandığından onu ötekileştirmeye, bilimden onu “arındırmaya”, onun imkansızlığını göstermeye çalışmışlardır.[4] Viyana Çevresi’nden Ludwig Wittgenstein’ın şu sözü bu gayreti açıkça dile getirmektedir: “…dünyanın içinde nerede rastlanabilir ki, doğa ötesi bir özneye?” [5] Şimdi biz öncelikle empirizmin dayandığı temel tezleri inceleyelim, sonrasında ise metafiziği “uydurma bir inanç” şeklinde dışlamasına karşın empirizmin kendisinin ne kadar kabullerden azade olduğunu sorgulayalım.

Tümevarım Problemi ve Doğanın Tekdüzeliği Varsayımı

Tümevarım, evrende gözlemlediğimiz müstakil olgulardan zaman mekan bağımsız genellemelere varma işlemidir. Bir maddenin, bulunduğu iki ortam arasında derişim farkının oluşması sonucu birinden diğerine difüze olması şeklinde tanımladığımız difüzyon yasası, bizim dünyanın farklı yerlerinde ve farklı zamanlarında yaptığımız tekil gözlemleri genel-geçer bir yasaya dönüştürmemiz sonucu saptanmıştır. Tümevarım, her ne kadar sınırlı sayıda gözlem yapmış olsak da, ulaştığımız sonuçların geçmişte ve gelecekte ve evrenin herhangi bir yerinde aynı şekilde tekrarlanacağı iddiasından kaynaklanır. Tümevarım problemi ise, bir mantık yasası olarak tümevarımın ne tümdengelimle (dedüktif) ne de tümevarımın kendisiyle ispatlanamayacağını dolayısıyla bize gerçekliğin bilgisini veremeyen fakat bilim yapmamızda elverişli bir araç olduğunu söylemektedir.[6] Hume’un bu konudaki tespitleri şöyledir:

Tümdengelimle ispatlanamaz, çünkü tümdengelimle ispatlanabilen yargılar yalnızca zaruri olan yargılardır. Mesela “Bütün kırmızı mürekkepli kalemler kırmızı yazar, öyleyse elimdeki bu kırmızı mürekkepli kalem de kırmızı yazmalıdır” çıkarımı mantıki açıdan zaruridir. Çünkü tanım gereği kırmızı mürekkepli kalemler kırmızı yazar şeklinde belirtildiğinden, elimizdeki kırmızı kalemin de öyle yazacağını kabul etmek durumunda kalırız. Dolayısıyla vardığımız sonuca kaynaklık eden prensip doğru olduğundan bu zaruri bir doğrudur. (necessary truth)

Fakat tümevarımın dayandığı doğanın tekdüze olduğu şeklindeki prensip zaruri değildir. Çünkü bu prensip, kendisinin gerektirdiği sonucu bakımından yanlışlanabilir durumdadır. Yani evrendeki oluşumların geçmişte veya evrenin başka bir yerinde şimdiki gibi cereyan etmediğinin gösterilmesi mümkün olduğundan tümevarımın zaruri bir yargı olduğundan bahsedilemez.

Doğanın tekdüze olduğu prensibi ya da kabulü, nedensel muhakeme (causal reasoning) ile de ispatlanamaz. Çünkü nedensel muhakeme sonucu vardığımızı iddia ettiğimiz sonucun, yani tümevarımın, mantıklı olduğundan hareketle sebebin, yani doğanın tekdüze olduğunun, doğru olduğunu kabul etmek döngüsellik olmaktadır. Başka bir deyişle tümevarımı işe yarıyor gözükmesi sebebiyle doğru kabul ederek tekdüzelik prensibini de doğru kabul etmek, bir şeyin aynı nedensellik ilişkisi için hem sebep hem de sonuç olduğunu öne sürmek anlamına gelir ki bir mantık hatası olan “döngüsel nedensellik yanılgısı” (petitio principii) na düşülmüş olunur.

Tümevarım problemi, Hume (1711-1776) tarafından ortaya konulmasına rağmen yaklaşık 250 yıldır çözüme kavuşturulamamış, “felsefenin çaresizliği” olarak isimlendiregelmiştir. Doğanın tekdüzeliği iddiası da benzer bir serencama sahiptir. Şaşılası bir durumdur ki mantıki açıdan öncülleri değiştirilmediği müddetçe ispatlanamayacağı ortada olan6 böyle “dayanaksız dayanaklara” sırtını yaslayan empirizm, kendisini “doğru ve güvenilir bilgiye ulaştıran yegane yöntem” olarak sunmaya devam etmektedir.

Metafizik mi İnanç, Yoksa Empirizm mi ?

Metafizik, felsefenin ontoloji ve Tanrı’nın varlığı ile ilgilenen dalı olarak tanımlanmaktaydı, ta ki modern felsefe ve bilimin doğuşuna kadar. Modern felsefenin 17. yüzyılda Aristotelesçi   paradigmayı sorgulaması ve yıkması, ilaveten pozitivist – natüralist felsefenin ağırlık kazanmaya başlamasıyla beraber “doğa üstü varlık alanı” reddedilmeye ve metafizik “sübjektif inanç”  olarak görülmeye başladı. Halbuki metafizik, her ne kadar doğa üstü varlık sahasının var olduğu varsayımı – kabulüyle yola çıkıyor gibi görünse de aslında, metafizikçi filozofların doğal nedenleri yetersiz olarak görmesinin doğurduğu mantıki bir gereklilik olarak doğa üstü alana başvurmalarından ibaretti. Dolayısıyla şartlı bir kabul olarak da görebileceğimiz bu tavırdan hareketle metafiziği  yalnızca “mistik bir inanç alanı” göstermenin tutarlı olmadığı kanısındayız.

Bununla birlikte, yukarıda gösterdiğimiz üzere mantıki olarak ispatlanamayan ve test edilemeyen doğanın tekdüzeliği, nedensellik ve tümevarım gibi kabullere-varsayımlara dayanarak hareket eden empirizmin kendini inançtan yani ön kabullerden bağımsız olarak takdim etmesi de ayrı bir çelişkiyi doğurmaktadır. Çünkü metafiziği tek bir ön kabulü yüzünden inanç olarak karalarken birçok ön kabullü kendisini temize çıkarması, empirizmin utanması gereken bir hatasıdır.

Sonuç

Empirizm, deneyler yoluyla odaklandığı fizik alan ve bu alana ait verileri, diğer tüm varlık alanlarına (felsefe, metafizik gibi) dikte etmeye çalışmaktadır. Doğa bilimleri tarafından tüm varlık alanlarına uygulanmak ve geçerlilik kriteri olarak sunulmak istenen zorunlu nedenselliğin bu haliyle dogmalardan farkı kalmayacaktır.[7] Çünkü zorunlu nedenselliğin dayandığı tümevarım gibi bazı temel varsayımlar bulunmaktadır ki ispatlanamadıklarından onu dogma haline getirmektedir.

 Rasyonalizm nasıl aklı mutlaklaştırıp deneye-tecrübeye gereken önemi vermeyip tefrite(eksiklik) düşüyorsa öyle de empirizm bu sefer deney-duyu tecrübesini mutlaklaştırıp aklı değersizleştirip ifrata (aşırılığa) kaçmaktadır. Orta ve makul olan yol, deneyi olgularla ilgili verilere ulaşmanın birincil yöntemi olarak görmek aklı ise gözlemsel verilerden çıkarımlar yaparak hakikatin bilgisine ulaşmanın aracı olarak tanımlamaktır.

Evet, bilim eğer akla ve mantığa dayanan bir bilme faaliyeti olarak tanımlanacaksa bu takdirde aklın sadece müşahede(gözlem) yönünü konu edinecek şekilde sınırlanmamalı, gözlemlerden hareketle mantık yoluyla varılan metafizik çıkarımları da içerisinde barındırabilecek enginliğe, vüs’ate erişmelidir.


Yazı serisinin bir sonraki (altıncı) yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Kaynakça

[1] Zargar, Zahra & Azadegan, Ebrahim & Nabavi, Lotfollah. (2019). Should Methodological Naturalists Commit to Metaphysical Naturalism?. Journal for General Philosophy of Science.

[2] Forrest, B. (2000). Methodological naturalism and philosophical naturalism, clarifying the connection. Philo, 3(2), 7–29.

[3] Hossain, Anayet. (2014). A Critical Analysis of Empiricism. Open Journal of Philosophy. 04. 225-230. 10.4236/ojpp.2014.43030.

[4] Fırıncı Orman T . Geleneksel Empirist Bilgi Kuramı ve Mantıksal Empirizm Açısından Mantık. IJHE. 2015; 1(2): 241-267.

[5] Wittgenstein, L. (2001). Tractatus Logico- Philosophicus, (çev: O. Aruoba), İstanbul: YKY.

[6] Henderson, Leah, “The Problem of Induction”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2020 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <https://plato.stanford.edu/archives/spr2020/entries/induction-problem/&gt;.

[7] Daştan, U . (2017). Max Horkheimer: Rasyonalizm Ve Empirizmin Bilimsel Olarak Eleştirisi . Erzurum Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 2 (3) , 45-55.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s