ÇEVİRİ, Tarihi Makale

Popüler Kültürde Mafya

Bu yazıyı 4 dakikada okuyabilirsiniz.


1920’lerden beri Al Capone ve Vito Corleone’den John Gotti ve Tony Soprano’ya kadar gerçek hayattaki ve kurgusal mafya karakterleri toplumun hayal gücünü ele geçirmişti. Acımasız veya şiddet içerikli olsa da bu adamların kendi onur ve şereflerini korumaya çalıştıkları görülüyordu. Bu açıdan bakarsak, bu karakterlerin, Jesse ve Frank James ya da Billy the Kid gibi Vahşi Batı’daki kanun dışı kahramanların günümüz versiyonları olduğunu görebiliriz. 20. yüzyılın başlarında İtalya’dan -özellikle Güney İtalya’dan- Amerika’ya göç eden devasa göçmen kitlesinin yalnızca ufak bir yüzdesi gangsterlerden oluşuyordu. Yine de “mafya” kelimesi -birçok sıkıntıya kadar- İtalyan-Amerikalı kimliğinin popüler bir ifadesi haline geldi. Bu durum ise büyük ölçüde Francis Ford Coppola’nın 1972 Oscar ödüllü başarılı filmi “The Godfather (Baba)”dan (Mario Puzo’nun romanından uyarlanan film) ve gangster konulu film türünün yeniden şekillendirilmesinden kaynaklanmaktadır.

TV ve Sinemada Erken Dönem Gangsterleri

İçki Yasağı Dönemi yerini Büyük Buhran’a bırakırken, gangster filmlerinin ilk dalgası da ekonomik koşullaru gittikçe kötüleşen Amerikan halkının öfke ve hüsranını yansıtıyordu. 1931 yılında Edward G. Robinson’ın oynadığı “Little Caesar” ve Jimmy Cagney’in oynadığı “The Public Enemy” ya da 1932 yılında Paul Muni’nin oynadığı “Scarface” gibi filmler -ki başrol oyuncuları hep İtalyan-Amerikalı’dır- kısmen, kanunları yok saymanın sonuçlarına katlanmak zorunda olan Al Capone gibi gerçek hayattaki gangsterlere dayansa da hala daha çoğu izleyicinin geçimini sağladığı geleneksel yöntemlerin dışına çıkma isteğiyle özdeşleştirilmiştir.

Biliyor muydunuz? “Under the Influence (2003)” isimli belgesel için yapılan bir röportajda Francis Ford Coppola, The Godfather’ı, bir kral ile üç oğlunun hikayesinin anlatıldığı klasik bir Shakespeare hikayesi olarak gördüğünü söylemişti. Yapımcı Robert Evans’a göre ise Coppola, aynı zamanda bu mafya hikayesi ile kapitalizme de metafor yapmıştı.

1942’den sonra Hollywood’un tercih ettiği “kötü adam” karakterleri için Nazilerin ve canavarların, gangsterlerin yerini almasından sonra gangsterler büyük oranda ekranlardan kaybolmuştu. Bu durum, 1950’den sonra organize suçları araştırmak için kurulan bir Senato komitesinin halka açık oturumlar düzenlemeye başlamasıyla değişmeye başladı. Yeni televizyon ortamı sayesinde milyonlarca Amerikalı, Frank Costello gibi gerçek hayattaki gangsterlerin tanıklıklarını izlemişti (ya da daha doğru bir ifadeyle, Costello’nun titreyen ellerini izlemişlerdi çünkü kamera tarafından gösterilen tek şey elleriydi.). 1960’ların başlarında Luciano “aile” organizasyonundan bir asker (mafyatik organizasyonlardaki en alt rütbeli katılımcı)* olan Joseph Valachi, televizyonda yayınlanan duruşmalarda başrol oynamıştı.  “La Cosa Nostra” (Bizim Şeyimiz) şeklindeki meşhur mafya tabirini itiraf eden de yine Valachi’ydi ve onun tanıklığı, İtalyan-Amerikalı organize suçlarının Amerika’daki -özellikle New York’taki- evrimini ortaya çıkarmıştı. Peter Maas tarafından çıkarılan “The Valachi Papers” isimli kitap 1969 yılında -popüler kültürde mafya efsanesinin oluşturulmasında diğer bütün eserlerden daha fazla rolü olan bir romanla aynı yılda- piyasaya çıkmıştı. O roman ise Mario Puzo’s The Godfather isimli eseriydi.

The Godfather ve Mirası

Puzo’nun romanı, Sicilyalı göçmen Vito Corleone’nin ve onun, New York’taki aile ve iş hayatını nasıl inşa ettiğinin hikayesini -aynı zamanda “Don” olarak yerini alacak oğlu Michael’in de mücadelelerini- anlatıyor. Paramount Pictures, romanın film haklarını satın almış ve stüdyo başkanı Robert Evans da yönetmenlik için genç İtalyan-Amerikalı yönetmen Francis Ford Coppola’yı tercih etmişti. (Coppola aynı zamanda senaryoyu da Puzo ile birlikte yazmıştı.) Mükemmel bir oyuncu kadrosuna liderlik eden Marlon Brando (Don Vito Corleone) ve Al Pacino (Michael Corleone) ile “The Godfather”, bu İtalyan-Amerikalı deneyimine, daha önce beyaz perdede görülene kıyasla -organize suç merceğinden bakmasına rağmen- daha dolu, daha gerçekçi ve daha sempatik bir bakış atıyordu. Bütün bunlar, aynı zamanda, düşmanlarına karşı acımasız fakat her şeyden önce ailesine ve dostlarına bağlı çelişkili bir adamın romantik bir portresini de çizmişti. Önceki gangster filmlerinden farklı olarak “The Godfather”, yasal yaptırım veya “normal” toplum perspektifini ele almak yerine mafyanın içinden dış dünyaya bakıyordu. Bütün bunlardan dolayı “The Godfather”, alışılmış gangster konulu film türünü -tıpkı kendinden sonra çekilecek filmleri de etkileyeceği gibi- yeniden şekillendirmişti. “The Godfather, Part II” (1974), ilk filmden daha karanlık ve daha şiddetliydi fakat her iki film de gişe rekorları kırmış ve çok sayıda Oscar kazanmıştı. (“The Godfather, Part III”, “Part II”den 16 yıl sonra yayınlanmış fakat eleştirmenleri ve izleyicileri etkileme konusunda başarısız olmuştu.)

Ardından geçen otuz yıl boyunca Hollywood, mafyaya olan hayranlığını asla kaybetmedi. İlgili filmlerin kısa bir listesi ise “Untouchables” (1987), “Donnie Brasco” (1997) ve özellikle “The Godfather”ın mafya hayatının romantik vizyonunun diğer tarafını gösteren Martin Scorsese’nin “Goodfellas” (1990) gibi drama filmlerini içerir. Mafya aynı zamanda komedinin de içine girmişti: “Prizzi’s Honor” (1985), “Married to the Mob” (1988), “My Blue Heaven” (1990) ve “Analyze This” (1999). Animasyon filmlerden çizgi filmlerine, video oyunlarından “gangsta” tarzı hip-hop veya rap müziğe kadar, mafya efsanesi -büyük ölçüde- “The Godfather”ın kalıcı mirası sayesinde her yerde görülebiliyordu. Elbette televizyonda da düzenli olarak “NYPD Blue” ve “Law and Order” gibi gangster serileri de ortaya çıkmıştı. 1999’da ise daha önce hiç görülmemiş bir mafyanın bulunduğu televizyon serisi başlamıştı: The Sopranos.


Bu yazı İngilizce bir makaleden çevrilmiş olup yazının orijinal metnine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Dipnot: “*” ile belirtilen kısımlar çeviren kişi tarafından eklenmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s