Bilim Felsefesi, FELSEFE

Bilimcilik: Bilime Olan Sevgi ve Güvenin Suistimali

Bu yazıyı 11 dakikada okuyabilirsiniz.

Yazı serisinin bir önceki (9.yazı) yazısına ulaşmak için tıklayınız.


Yazı serimiz boyunca halihazırda (ve belki de son 150 yıldır) bilimin kendisine dayanılarak yapıldığı düşünme tarzı olan metodolojik natüralizmi, kabulleri ve üzerine kurulu olduğu felsefi prensipleri (nedensel kapalılık, empirik yöntemin bize gerçekliği sunabileceği iddiası-deneycilik ve doğa yasaları) tartışmak suretiyle eleştiriye tabi tuttuk. Nihayetinde gayemiz, bilimi, hiçbir metodu olmayan anarşik bir faaliyet haline getirmek olmadığından, mevcut paradigmanın yerine açıklayıcılık bakımından olmasa da (zaten bu bağlamda metodolojik natüralizmin de kifayetsiz kaldığına değinmiştik) kullanışlılık bakımından en az onunki kadar işler bir paradigma sunmamız gerektiğinin de farkındayız. Ancak bunun da öncesinde, metodolojik natüralist paradigmayı terk etmemizin sadece teorik gerekçeleri olmadığını, aynı zamanda başta bilim insanları olmak üzere toplumu getirdiği noktanın, insan düşüncesini tek tipleştiren ve körelten bir vaziyet olduğunu da göstermek durumundayız. Metodolojik natüralizmin bir sonucu olarak bilimciliğe (scientism) tarihi ve alt formları bakımından bu yazımızda; bilimciliğin sonuçlarına, metodolojik natüralizmle olan bağlantısına ve nötr paradigmaya ise bir sonraki yazımızda değiniyoruz.

Bilimciliğin Öncülleri: Bilimsel Devrim ve Aydınlanma Çağı

İnsanoğlu olarak etrafımızdaki eşyaya ve onda gerçekleşmekte olan olgulara yönelik merakımızın, doğayı incelemek için birçok teşebbüste bulunmaya bizi sevk ettiğini söyleyebiliriz. Bilimi, bu teşebbüslerimizin, en azından şimdilik, kemâle ermiş son noktası olarak görmek kanaatimizce yanlış olmayacaktır. Ayrıca bilim, şimdiden sonraki olguların nasıl gerçekleşeceğine dair “doğru” görünen öngörülerde bulunmamızı sağlaması itibariyle bizde, “hakikat-i hale mutabık” bilgiyi kazandırdığı izlenimini de uyandırmaktadır. Doğruymuş gibi görünen ya da en azından işe yarayan öngörülerden hareketle geliştirilen teknolojilerle beraber hayatımızın kolaylaştığını, bir ölçüye kadar neşelendiğini, hatta sevdiklerimizin şifa bulabildiğini de göz ardı edemeyiz. Neticede bilimin, kendisine karşı, yukarıda bahsettiğimiz veçhelerinden kaynaklanan iki duyguyu bizde tetiklediğini söyleyebiliriz: sevgi ve güven.

Bununla birlikte bilimin, merakımızı gidermek gayesiyle giriştiği doğayı tasvir-betimleme eyleminden onu açıklama-hakikatini neyse o olarak sunma iddiasına bürünmesi, bilimsel devrimin yaşandığı 17. yüzyıldan itibaren meydana gelen bir değişimin sonucudur. Söz konusu süreçteki ilk adımı atanlar Francis Bacon, Descartes ve Galileo Galilei olmuştur.[1],[2] Müteakibinde yani 18. yüzyıldaki (Aydınlanma Çağı) birçok düşünürün, hususan Hume (1711-1776) ve Kant’ın (1720-1804) metafizik ve teoloji eleştirileriyle birlikte, âlem hakkında düşünmemizin ve bilgi etmemizin diğer yollarının birçok yönden hatalı ve eksik olduğu savunulur olmuştu. 19. yüzyılda Comte tarafından bu temeller üzerine kurulan pozitivizm, yalnızca fenomenlerin bilinebileceğini, bunun da yegâne yolunun deney ve bilimden geçtiğini iddia ediyordu.[3] İşte bilimcilik ve adı olmasa da “ruhu” olarak metodolojik natüralizm, böyle bir fikri zeminde ortaya çıkmıştı.

Resim 1: Aydınlanma Çağı düşünürlerini temsil eden tablo.

Metodolojik natüralizmin müşahhaslaştığı örnek ise Charles Darwin’di. Nitekim Darwin, evrim teorisi ile türlerin ayrı ayrı yaratılması görüşünü karşılaştırdığı pasajlarında, doğadaki fenomenleri açıklarken Yaratıcı’ ya başvurmanın nesneler hakkındaki bilgimize bir katkıda bulunmadığını ve doğa yasalarını Yaratıcı tarafından yetki verilen “ikincil nedenler” olarak görmenin (konkürentizmin iddiası) bilim insanlarının inceleme sınırı aşan ve ampirik olarak doğrulayamayacağımız bir iddia olduğunu vurgulamaktaydı.[4] Denilebilir ki doğadaki fenomenleri açıklarken yalnızca doğal süreçlere (doğal seçilim, adaptasyon gibi) başvurulması gerektiği fikri, evrim teorisinin ve onun baş teorisyenin lokomotif fikriydi.

Bilimciliğin Tanımı ve Türleri

Bilimciliği, elbette bilime karşı duyulan ve haklı gerekçeleri de bulunan sevgi ve güvenden ayırt etmemiz gerekiyor: Böyle bir güvenin oturduğu zemin, bilimi doğa hakkında betimleyici ve öngörüde bulunucu bilgiyi üretme alanında en iyi yöntem olarak görmekten ibarettir. Bilimcilik ise söz konusu sevgi ve güvenin abartılmış ve ideolojik hale getirilmiş durumudur.

Ontolojik ve epistemolojik şeklinde bir ayrım, bilimciliği anlamamız için güzel bir adımdır. Epistemolojik bilimcilik, hakkında bilgiye ulaşabileceğimiz gerçekliklerin yalnızca bilimsel metotla elde edilebilecek türden bilgilere ilişkin olduğunu savunmaktayken ontolojik bilimcilik, gerçek bilginin yalnızca “bilim tarafından ulaşılabilir olan” olduğu söylemekle kalmaz; gerçekte “var olanın” da yalnızca bilimin konu edindiği varlıklar olduğunu iddia eder.[5] Ontolojik bilimcilik, alemde var olanın yalnızca atomlar-materyal partiküller olduğunu söylemesi yönünden bilimci materyalizm-natüralizmle eş değerdir.

Epistemolojik bilimcilik ise, güçlü-zayıf ya da dar-geniş formları açısından incelenebilir. Güçlü formunda iddia, bilimin bilgiye ulaşmada, onu savunmada ve bilgiye dayanan rasyonel inançlar taşımada güvenilebilecek tek yol ve yöntem olduğuyken zayıf formunda, bilimin mevzubahis amaçlar için en güvenilir yol olduğu şeklindedir. “Bilim” derken kastedilenin yalnızca doğa bilimlerinin mi olduğu (dar kapsamlı form; fizik, kimya, biyoloji vb.) yoksa diğer bazı bilimlerin de buna dahil olmasının mümkün olduğuna (geniş kapsamlı form) göre de epistemolojik bilimciliği sınıflandırabilmekteyiz.[6]

İlgi çekici husus; bilimciliğin ister güçlü ister zayıf formu kabul edilecek olsun, bilimin daima diğer bilgi türleriyle bir çatışma yahut yarışma içerisine girmek zorunda bırakıldığıdır. Öyle ki, bilim gerçeğe ulaşmada tek yöntem kabul edildiğinde sosyal bilimler, beşerî ilimler (humanities; felsefe, dil, tarih, edebiyat, sanat) ve dini ilimler ve bu ilimlerin yöntemleri reddedilmekte, belki ancak bilimsel metoda indirgenebilecek olanlarına ya da yöntemleri güvenilirlikleri “değerlendirilebilecek” şekilde olanlarına (psikoloji, sosyobiyoloji, felsefe vb.) “geçiş izni” verilmektedir (geniş kapsamlı formda olduğu gibi). Halbuki söz konusu değerlendirmede dayanıldığı iddia edilen istatistiksel metodun, tümevarım problemi gibi birçok kısıtlılığı bulunmaktadır. Zayıf formu kabul edildiğinde ise bilimsel metodun “en iyisi” olduğunu göstermek adına diğer bilgi türlerine kusurlar bulmak uğraşına girişilmektedir.

Bilimci motivasyonun arka planında birçok argüman yer alır; bunlardan birkaçını şöylece sıralayabiliriz: Bilim dış dünyaya ait birçok gerçekliği keşfetmiştir, bilimin ulaşımdan tıbba, tarımdan taşımacılığa birçok alanda pratik başarıları ortadadır, bilime dayanan inançlar gözlem-deneyle test edilebilirdir, bilim sağduyumuza dayanan inançların (mesela bir özgür iradeye sahip olduğumuz gibi) hatalı olduğunu göstermiştir, bilimsel bilginin bilim adamları tarafından sağlanan güvenlik mekanizmaları (istatistiksel yöntemler, konsensus gibi) bulunmaktadır, bilimsel bilginin üretim sürecinin nasıl olduğunu diğer bilgi türlerinde olmayacak derecede bilmekteyiz, diğer bilgi türlerinde çok geniş çaplı anlaşmazlıklar bulunmaktayken bilimde belli başlı teoriler vardır, diğer bilgi türlerinin (din-felsefe vb.) nasıl ortaya çıktığına dair bilimdeki evrimsel açıklamalarla bu bilgi türlerinin hayatta kalma avantajı açısından faydaya göre (gerçekliğe göre değil) oluştuğunu göstermiştir vb…[7]

Mevzubahis argümanları teker teker incelemek yerine neredeyse hepsinin bilimsel metoda duyulan güvenden kaynaklandığını belirtmemiz gerekiyor. Oysaki deneysel metodun doğrulamaya mı yanlışlamaya mı yoksa olasılığa mı dayanması gerektiği biçimindeki birçok tartışmanın gösterdiği sınırlılıkların da işaret ettiği üzere, bilimsel bilginin bize sunduğu tablonun “gerçeklikten” çok farklı olabilmesi mümkündür. Hal böyleyken ne bilimin dış dünyaya ait gerçeklikleri keşfedebildiğini söyleyebiliriz ne de birtakım varsayımlara dayanarak geliştirilmiş teknolojileri bilimin başarısı olarak addedebiliriz: Zira bu varsayımlar (mesela doğanın varlığı, bilinebilirliği, tekdüzeliliği, yasaların değişmezliği vb.) bilimsel metodun doğrudan keşfettiği şeyler olmayıp hipotetik olarak kullandığı kabullerdir. Bu minvalde, adeta yazı serimizi özetleyecek bir alıntıda bulunmamın, konunun da daha iyi anlaşılmasına vesile olacağını düşünmekteyim:

“Doğa bilimleri metotlarının tüm rasyonel inceleme metotlarını tükettiğine dair iyi bir nedenimiz var mıdır? Bu iddianın kendisine, doğa bilimlerinin metotlarını kullanarak ulaşamayacağımız açıktır. Burada sorulması gereken önemli , aslî başka sorular da var: Empiril bilimlerin metotu nedir? İndüksiyon (tümevarım) mu, dedüksiyon (tümdengelim) mu? Ya da ikisi beraber mi? Tümevarım diye bir şeyin var olmadığını savunan, Karl Popper gibi, bilim felsefecilerini dikkate almamalı mıyız? Tümevarım, Hume’un “alışkanlık” dediği şey değil mi? Eğer bu tümevarım eleştirisi doğru ise bir bilim adamının alışkanlığını, psikolojik beklentilerini bilgi üreten tekelci bir metot olarak öne sürmesi doğru mudur? Tümevarım yoksa mantıksal değil, psikolojik bir yöntem mi? Teist “alışkanlığı” ile teist olmayan “alışkanlıkları” metodolojik kriter olarak benimsemede nasıl, neye göre karar vermeliyiz? Bir alışkanlık, kazara da olsa, natüralist çerçeveye göre ateizmi üretiyorsa mı meşrudur? Eğer bilimin ayırt edici metodu yoksa, hangi metoda göre hangi tür bilginin gerçekliği reddedilecek? vs. Yerimiz olmadığı için metot kavramının analizine girmiyoruz. Ancak burada şunu belirtmeden geçmemeliyiz. Metodolojik natüralistlerin, “metot” konusundaki zorlukları ya yok saydıklarını ya da paranteze aldıkları görülüyor.” (Kemal Batak, Natüralizm Çıkmazı, s.42. İtalikler ve vurgular alıntılayan tarafından yapılmıştır.)

Bilimciliğe karşı, bilimsel metodun sınırlılığından başka getirilebilecek diğer bir argümansa onun kendi kendisini çürütmesi-tutarsız olmasıdır. (self-refuting-incoherent)[8] Argüman şu şekilde işler: Bilimsel metot birtakım kabullere dayanır -Söz konusu kabuller empirik yollarla sınanarak elde edilmiş doğrular değildir – Ne var ki empirik yolla elde edilemeyen bilgi bilimcilik açısından geçersizdir- Öyleyse bilimin temelleri bilimciliğin güçlü versiyonunca reddedilmiş olur.

Aslında söz konusu problem bilimciliğin zayıf versiyonları için de geçerlidir. Bilimin diğer bilgi edinme türlerinden daha güvenilir olduğunu ortaya koyabilmek için söz konusu yolların yöntemlerini bilimin yöntemleriyle kıyaslayabilmek lazımdır. Fakat bilimsel olmayan bilgi edinme yollarının yöntemleri de bilimsel olmayacağından dolayı gereken karşılaştırmayı yapacağımız ortak bir taban da bulunamayacaktır. Kısacası, eleştiri oklarından kurtulmak için geliştirilen bilimciliğin zayıf ya da geniş formları da onu rasyonel bir düşünme tarzına dönüştürememektedir.


Yazı serisinin bir sonraki (11.yazı) yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Kaynakça ve Dipnot

[1] What is scientism? Thomas Burnett, DoSER Foundation https://sciencereligiondialogue.org/resources/what-is-scientism/ (Son Erişim Tarihi: 3.1.2022)

[2] Dipnot 1: Bacon’a göre fizik alemin nasıl işlediğini öğrenmek, bizi “doğanın efendileri” konumuna getirecektir; diğer bir deyişle ondaki değişimlerden (mesela âfetler) kendimizi koruyabilmemizi hatta bu değişimleri belli yönlere sevk edebilmemizi sağlayacaktır. Ona göre metafizik, bizi kısır bir döngü içerisinde bırakmaktayken bilim bizim tabiatı anlamamıza ve ona galip gelmemize yol açacaktır. Descartes, her ne kadar metafiziği özel bir konumda görse de doğa yasalarını zorunlu ve harici varlığı olan şeyler olarak betimlemesi bakımından[2] sürece katkıda bulunmuştu. Galilei ise tümevarımcı düşünmeyi tümevarımcı matematikle birleştirerek deneysel metodun kuruculuğu görevini üstleniyordu.

[3] Korlaelçi, M, Pozitivizmin Türkiye’ye Girişi, Kadim Yayınları, 5.baskı, s.31-36

[4] Bradie, Michael. (2009). What’s Wrong with Methodological Naturalism?. Human Affairs. 19. 126-13 7.

[5] Stenmark, Mikael (1997). What is scientism? Religious Studies 33 (1):15-32.

[6] Hietanen, J., Turunen, P., Hirvonen, I., Karisto, J., Pättiniemi, I. and Saarinen, H. (2020), How Not to Criticise Scientism. Metaphilosophy, 51: 522-547

[7] Rik Peels, Ten reasons to embrace scientism, Studies in History and Philosophy of Science Part A, Volume 63, 2017, Pages 11-21

[8] Batak K, Natüralizm Çıkmazı, İz Yayıncılık, 2. Baskı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s