Yazılar

TARTIŞMA OTURUMLARIMIZ

Haftanın Konusu-Feminizm

MERGEN Devri olarak her hafta gerçekleştirmeye çalıştığımız tartışma oturumlarımızdan bu haftaki oturumu feminizme ayırmaya, bilgi-fikir-önermelerimizi bir senteze tabi tutmaya karar verdik. Moderatörlüğünü MERGEN Topluluğu’ndan Zeynep Düzyol’un yaptığı “11 Eylül Cumartesi Feminizm” oturumumuzda -katılımcılarımızın eşliğinde- sırasıyla “Feminizmin tarihi”, “Tam eşitlik mümkün müdür?”, “Çocuk gelişimi ve geleneksel roller”, “Feminizm neden hâlâ sorun?”, “Kadın haklarının korunması için feminizm gerekli ya da zaruri midir?”, “İnsanın kıymetliliğinin ölçüsü onun fiziksel yetilere ne kadar sahip olduğuyla mı ilgilidir?” başlıkları hakkında konuştuk.

Akademik Eser, Kitap, İNCELEMELER

Tabiat Kanunları Değişmez Mi? -4 Zorunsuzluk Doktrini ve Güncel Problemler

Kitap incelememizin son yazısında, “Tabiat Kanunları Değişmez mi?” isimli eserin adına da ilham olan doğa yasalarının değişebilmesinin imkanı, bilimsel açıklamalarda oynadıkları rolün nedensellikle ilişkisi gibi 21. yüzyılda dahi tartışılmaya devam eden bir konuya odaklanıyoruz. Öncesinde zorunsuzluk mefhumu üzerine kurulmuş düşünce sisteminde filozofumuz Boutroux’nun deneysel yöntemi, nedenselliği ve bilimi nasıl konumlandırdığını inceledik. Devamında doktrinin, 20. yüzyıldaki bilimsel gelişmelerden ne gibi bir karşılık bulduğuna bakıyor ve teorik düşünceden pratiğe nasıl geçiş yapıldığını inceliyoruz.

BİYOGRAFİ

Vatan Şairi Nâmık Kemal

Kars’tan sonra Sofya’ya giden Mehmed Kemal’in fikri gelişimi asıl olarak burada başlamıştır. Burada çeşitli şairlerle tanışmasının ardından eski-yeni şairleri okumaya yönelmiştir. Hatta Mehmed Kemal, Şair Eşref Paşa’nın -şiirlerinin çokluğu sebebiyle- ona “Nâmık” mahlasını vermesiyle de artık bizlerin daha aşina olduğu ismine kavuşmuştur: Nâmık Kemal. Büyükannesi ve büyükbabasının kaybından sonra, İstanbul’a, babasının yanına yerleşen Nâmık Kemal burada Tercüme Odası’na girmiş ve devrin ulemâsından da hadis, fıkıh, tefsir, Arap ve Acem edebiyatı gibi dersler almıştır.

Akademik Eser, Kitap, İNCELEMELER

Tabiat Kanunları Değişmez mi?-3 Zorunsuzluk (Olumsuluk) Doktrini

Bu yazımızda, bir önceki yazıdan devamla psikoloji ve sosyolojinin kanunlarına dair eleştiriyi inceliyoruz. Psikolojik ve sosyolojik vakaların fizik ve coğrafi şartlara indirgenmesinin imkanının tartışıldığı bu bölümlerde zorunsuzluk fikrinden insan hürriyeti fikrine nasıl geçiş yapıldığını da fark edebileceğiz. Sonrasında ise Boutroux’nun geliştirdiği zorunsuzluk doktrininin tam olarak neyi karşıladığından, zorunsuzluğun şans kavramından farklılığından ve söz konusu öğretide varlık katmanlarının hangi rolü oynadığından bahsetmeye çalıştık. 

TARİH

Nazizm ve Denazifikasyon

Nazizm, basitçe tanımlanacak olursa Almanya’da Adolf Hitler liderliğindeki Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi himayesinde totaliter bir program bağlamında vücut bulmuş ve uygulanmış bir rejimdir. Aynı zamanda içerdiği yoğun milliyetçilik ve dikta yönetimi açısından İtalyan Faşizm’i ile de büyük bir benzerlik taşır. Fakat pratikte Nazi programı daha yoğun bir içeriği barındırmıştır. Genel olarak incelendiğinde Nazi programı, ulusun ve milletin çıkarlarının karizmatik bir liderin şahsi istekleri doğrultusunda şekillendiği ve bununla birlikte, rasyonellikten uzak, teorik bir anlayış çerçevesinde gelişen, Aryan Irk’ını (Aryan Volk)  yeryüzünde hakim kılmayı ve düşmanlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir programdır.

Akademik Eser, Kitap, İNCELEMELER

Tabiat Kanunları Değişmez mi? -2 Tabiat Bilimlerinin ve Kanunlarının Tenkidi

Kitabın ikinci bölümünde Prof. Bolay, Emile Boutroux’nun doğa bilimleri ve doğa yasaları hakkında getirdiği eleştirileri incelemektedir. Öncelikle tabiat kanunlarının (doğa yasalarının) tanımını ve tabiat kanunu fikrinin düşünce tarihindeki seyrinin bizlere sunulduğu kitapta müteakiben; Boutroux’nun bu kanunları bir hiyerarşiye tabi tutarak doğa yasalarının gerçekliği ne kadar yansıtabildiğine, zorunluluk belirtip belirtmediklerine, dış dünyada bir nesne-eleman olarak var olup olmadıklarına ve gerçekliği ortaya çıkarmayan, yalnızca onu betimleyen matematiksel semboller olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin yürüttüğü felsefi eleştirileri detaylı bir biçimde anlatılmaktadır.

Kitap, Roman, İNCELEMELER

Toprak Ana

Toprak Ana romanında ön planda işlenen konu Kırgız köylüsü Tolgonay’ın ve ailesinin İkinci Dünya Savaşı esnasında yaşadığı sıkıntılardır. Daha derin manada işlenen konu ise küçüklüğünden beri toprak ile birlikte yaşayan, onunla eğlenen, dertleşen, onu yurt bilen, ekmeğinin, aşının kaynağı gören Tolgonay’ın toprak ile olan mistik ilişkisidir. Tabii Toprak Ana romanını biraz daha duygusal ve insani yapan yönü, savaşın, cephede yarattığı etkinin yanı sıra cephe gerisinde kalan insanlar üzerindeki yıkıcı etkisini okuyuculara gayet akıcı ve doğal bir biçimde anlatmasıdır.

ÇEVİRİ, Tarihi Makale

1952 Londra Öldüren Sisi

Londra Öldüren Sisi, 1952'de Londra şehrini beş gün (5-9 Aralık) boyunca kaplayan, endüstriyel kirlilik ve yüksek basınçlı hava koşullarının birleşiminden kaynaklanan ölümcül duman karışımına verilen isimdir. Bu duman ve sis kombinasyonu, şehri neredeyse durma noktasına getirmiş ve binlerce ölüme sebep olmuştur. Bu büyük olay çevrecilik tarihinde bir dönüm noktası olan Temiz Hava Yasası’nın dört yıl sonra yürürlüğe girmesine neden olmuştur.

Akademik Eser, Kitap, İNCELEMELER

Tabiat Kanunları Değişmez Mi?-1 Zorunluluğun Tenkidi

nunları Değişmez Mi?” isimli eser, felsefe tarihi profesörü Süleyman Hayri Bolay’ın 19.yy felsefesinin önemli simalarından Fransız filozof ve eğitim bilimci Emile Boutroux (Butru)’nun varlık felsefesi ve zorunluluk-determinizm eleştirisini tetkik ettiği çalışmasıdır. Eser, akademik bir dille yazılmasına karşın; determizim-pozitivizm-naturalizm ile bilim arasındaki ilişkiyi araştırması, bilimsel bilgiye göre ahlak - din - sanat gibi değerlere ilişkin alanların sınırlandırılması (bilimcilik) problemi üzerine eğilmesi ve insan iradesinin hürlüğünü savunan ideallere bağlı dinamik bir ahlak anlayışını zorunsuzluk üzerine temellendirmesi bakımından Boutroux’un felsefesini mercek altına alan kıymetli bir niteliğe sahiptir.

ÇEVİRİ, Felsefi Makale

Bilim Felsefesi-3: Eliminativizm ve Yanlışlamacılık

Hipotezlerin test edilmesine ve değerlendirilmesine ilişkin daha sade bir bakış açısı, bilim adamlarının Sherlock Holmes’un yöntemiyle ilerlediklerini düşündürür: Birbirine rakip olan hipotezler formüle ederler ve bazılarını elemek için kurgulanmış testleri uygularlar, ta ki geriye kalan hipotezin “doğru” olduğuna karar verilsin (her ne kadar öncül olarak “doğru” makul kabul edilmese de). Bayesçiliğin aksine, bilimsel muhakemeye yönelik bu yaklaşım, doğrudan hipotezlerin kabulü ya da reddi ile ilgilidir ve bu sebeple  bilim adamlarının günlük pratiklerine, olasılıkları (tayin edip, deney sonuçlarına göre) sürekli olarak değiştirmeye yönelik yaklaşımdan çok daha yakın görünmektedir. Fakat bezen “eliminativizm” olarak adlandırılan bu görüş de ciddi itirazlarla karşı karşıyadır.