Kitap, Roman, İNCELEMELER

Toprak Ana

Bu yazıyı 6 dakikada okuyabilirsiniz.


Yazar Hakkında

Cengiz Aytmatov, 1928 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı Şeker Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Stalin döneminde 1937 yılında gerçekleşen Büyük Temizlik Harekatı’ndan dolayı babası Törekul Aytmatov’u erken yaşta kaybetmiştir. Bu sebeple çocuk yaşta çalışmaya başlamıştır. Bu dönemde köy sovyeti kolhozunda[1] çalışmaya başlayan Aytmatov daha sonrasında ise meslek eğitimi için çeşitli okullarda okumuş ve 1953 yılında veteriner hekim olarak mezun olmuştur. İlk eseri 1952 yılında Pravda[2] gazetesinde Gazeteci Cyuda adıyla yayımlanmıştır. Aytmatov’un şöhreti yakalaması ise Cemile adlı hikayesinin Fransızcaya çevrilmesi ve Avrupa’da yayımlanması neticesinde olmuştur. Cengiz Aytmatov, 1958 yılının sonunda Sovyet Komünist Partisi’ne ve Yazarlar Birliği’ne kabul edilmiştir. Tabii bu durumun gerçekleşmesinde Kruşçev dönemindeki anti-Stalinist politikalar -öğrencilik yıllarındayken babasının Stalin’e muhalefeti nedeniyle bursunun kesildiği de unutulmamalıdır- önemli bir rol oynamıştır. Daha sonraları çeşitli gazetelerde editörlük yapan Aytmatov, 1963 yılında Steplerden ve Dağlardan Hikâyeler (İlk Öğretmen, Deve Gözü, Cemile ve Selvi Boylum Al Yazmalım hikayeleri) isimli eseriyle Lenin Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. İlki 1968, ikincisi 1983 yıllarında olmak üzere iki kez Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Yazarlığının yanında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) içerisinde de üst düzey görevlerde bulunmuştur. 1978 yılında Sosyalist İşçi Kahramanı olarak ödüllendirilmiş ve Sovyet Parlamentosu Kültür ve Ulusal Diller Komitesi Başkanlığı ile Sovyet Yazarlar Birliği Sekreterliği görevini yürütmüştür. SSCB’nin son döneminde ise Gorbaçov’un danışmanlarından biri olmuştur. SSCB’nin dışında ise Avrupa Birliği, NATO, UNESCO ve Benelüks ülkelerinde de görev yapmıştır. Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel isimli eserinin sinemaya uyarlama çalışmalarının sürdüğü Tataristan’ın Kazan şehrinde rahatsızlanmış ve 9 Haziran 2008 tarihinde vefat etmiştir.

Önemli eserlerinden birkaçı ise şu şekildedir: Cemile (1958), Toprak Ana (1963), Elveda Gülsarı (1963), Beyaz Gemi (1970), Gün Olur Asra Bedel (1980), Dişi Kurdun Rüyaları (1986), Cengiz Han’a Küsen Bulut (1990)

Kitabın Özeti

Cengiz Aytmatov’un ilk romanı olan Toprak Ana’daki ana karakterimiz Tolgonay isimli yaşlı bir kadın ile bu yaşlı kadının tarlasıdır. Romandaki olaylar -genel olarak- bu iki karakterin birbiriyle konuşturulmasıyla okuyucuya aktarılır. Kitabın derin manadaki konusu ise küçüklüğünden beri toprak ile birlikte yaşayan, onunla eğlenen, dertleşen, onu yurt bilen, ekmeğinin, aşının kaynağı gören Tolgonay’ın toprak ile olan mistik ilişkisidir. Biraz daha ön planda işlenen konu ise Kırgız köylüsü Tolgonay’ın ve ailesinin İkinci Dünya Savaşı esnasında yaşadığı sıkıntılardır. Tabii Toprak Ana romanını biraz daha duygusal ve insani yapan yönü, savaşın, cephede yarattığı etkinin yanı sıra cephe gerisinde kalan insanlar üzerindeki yıkıcı etkisini okuyuculara gayet akıcı ve doğal bir biçimde anlatmasıdır.


Yazının bundan sonraki kısmı, roman içerisinde geçen çeşitli olaylar hakkında tat kaçıran (spoiler) içerebilir.


Birlik Duygusu

Romanın başında Tolgonay’ın küçüklüğünde tarlada çalışan ailesiyle geçirdiği anısından romanın sonundaki biçin anına kadar insanlar arasında her zaman için bir birlik duygusu vardı. Büyüme koşulları, ekonomik zorunlulukları, yönetim şartları gibi değişkenlere bir de savaşın eklenmesi köy halkında ciddi bir birlik duygusu oluşturmuştu. Savaşın başlamasıyla en büyük oğlu Kasım’ı cepheye gönderen Tolgonay daha sonra sırasıyla ortanca oğlu Maysalbek, kocası Suvankul ve en küçük oğlu Caynak’ı da cepheye uğurlayacak ve geride gelini Aliman ile ikisi kalacaktı. Köyde erkek sayısının gittikçe azalması, traktör ekibinin başı olan eşi Suvankul’un yerine Tolgonay’ın geçmesi zorunluluğunu doğurmuştu. Bunun yanında toprağı, köylüleri iyi bilen Tolgonay doğal olarak lider konuma geçmişti. Artık bu andan sonra Tolgonay’ın üzerine düşen ise savaş şartlarında gerekli olan ürünü üretmek ve köydeki işleri halletmekti. Tabii iş gücünün gittikçe azalması, sert hava ve savaş koşullarında artan gıda ihtiyacı neticesinde köylüler zor bela üretebildiklerini devlete gönderiyor ve hatta bir zaman geliyor ki elde avuçta kalanların bir kısmını da vermek zorunda kalıyorlardı. Hatta öyle bir dönem geliyor ki ürünün hepsinin cepheye gönderilmesi ve kalan küçük bir kısmının da tohumluk olarak saklanması ve buna ek olarak köylünün elinde birkaç avuç buğdayın da küçük bir yere ekimiyle ihtiyarlara, yetimlere ve kalabalık ailelere yiyecek yardımı yapılması planlanıyordu. Bu plan iki ucu keskin bir bıçaktı. Fakat köy halkı Tolgonay’ın önderliğinde -ve yürekleri yana yana- bu riske girdiler ve köydeşleri için kendi mallarından fedakârlık ettiler. Bu olayın anlatıldığı bölüm, dayanışma duygusunun okuyucuya en net hissettirildiği bölümlerin başında geliyordu.

“Bak Tolgonay, sen ve ben kim idik? Halkımız sayesinde büyüyüp adam olmadık mı? Öyleyse iyi ve kara günlerde beraber olacağız, mutluluğu da felaketi de paylaşmasını bileceğiz. Her şey yolundayken biz de kendi halimizden memnunduk, şimdi bir felaketle karşı karşıya isek, herkes kendi başının çaresine baksın diyemeyiz ya.” (s. 43)

“Kendi felaketimi, kendi acılarımı, halkın acılarıyla bir tutup, acıyı, açlığı, dondurucu soğukları paylaşıyordum köydeşlerimle. Ben bunun için dayanabildim, bunun için ayakta kalabildim. Başkaları için de dayanmam gerekiyordu. Öyle olmasa, çoktan eriyip gider, çiğnenip gider, toza toprağa karışmış olurdum.” (s. 63)

Savaşın Acı Yüzü

Genel itibariyle savaşın insan zihninde çağrıştırdığı bazı kavramlar vardır: Şan, şöhret, kahramanlık, yiğitlik… Peki her zaman için böyle midir? Savaşı yaşayanların da mı aklına bunlar gelir? Savaşın içindekiler ve ondan etkilenenler ile savaşa uzaktan bakarak değerlendirenlerin yorumları -hiç şüphesizdir ki- bir olmayacaktır. Romanın içerisinde de çok sevdiği eşini ve üç oğlunu cepheye, bilinmezliğe gönderen Tolgonay’ın olaylara bakış açısı da haliyle farklı olacaktır. Ailesiyle birlikte kendi halinde mutlu mesut yaşayan Tolgonay’ın köyüne savaşın gelişi herkesin içinde tedirginlik yaratmıştı. Fakat bu esnada biçerdöveriyle tarlada çalışan Kasım’ın olaya “Şimdi her şeyden önce hasat işini bitirmeliyiz, acele etmezsek kış geliverir ve başaklar kar altında kalır.” (s. 35) şeklindeki yaklaşımı, bu tarz uç durumlarda dahi metanetimizi korumamız ve gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerektiğini bizlere anlatıyordu. Zaman geçmiş, Kasım’ın ardından, Tolgonay’ın ortanca oğlu Maysalbek de cepheye çağırılmıştı. Günlerden bir gün Tolgonay’a, Maysalbek’in yakınlardaki bir tren istasyonundan geçeceği haberi verilir. Oğlunu bir an için bile görebilme şansını kaçırmayan Tolgonay, gelini Aliman ile birlikte dört nala tren istasyonuna giderler fakat Maysalbek’in durumu hakkında elde bir bilgi yoktur. Beklerler, beklerler, beklerler… Birkaç gün boyunca oğlunu görme şansını kaçırmamak için bir tutum uykuyla boğuşan kederli bir ana ve o buluşmadan geriye kalan yalnız bir asker şapkası… Eşi ve büyük oğlu Kasım’ın ölüm haberini aynı anda alan Tolgonay’ın bu olay karşısındaki şu sözleri ise büyük bir fedakârlık ve görev bilinci örneği olmuştu: Yitirdiklerimiz için bir yıl yas tutsak yine azdır. Onları hep hatırlayalım, asla unutmayalım, ama geride kalanların yaşamak için yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu da unutmayalım… Bütün gücünüzü toplayın, bütün acınızı, hıncınızı yumruğunuza verin ve orada tutun. (s. 72) Ne üzücüdür ki hem Tolgonay hem de biz okuyucular en küçük oğul Caynak’a ne olduğunu öğrenemeyeceğiz, pek çok meçhul asker gibi…

“İşin en korkunç yanı çocuklar niçin aç kaldıklarını, niçin yiyecek bulamadıklarını anlayamaması. Yetişkinler hiç olmazsa açlığın sebebini biliyor ve bunun bir gün son bulacağını düşünerek avunuyorlar, ama çocuklar bilmiyor ve anlamıyor.” (s. 78) Aliman’ın, Tolgonay’a söylediği bu sözler savaşın acı yüzü karşısında korunmasız çocukların nasıl etkilendiğini bizlere göstermektedir.

“Herkesin başı dertte, herkes can derdinde iken bir insan kendi canını nasıl kurtarabilirdi? Birileri savaşta çarpışıp canlarını feda ederken, başka birilerinin de yan gelip yatmaları mı gerekirdi?” (s. 81) Yazar, her ne kadar Tolgonay karakterini roman boyunca savaşın kötü yüzünü aktarmak için aracı olarak kullansa da savaştan kaçmanın ne derece alçaklık olduğunu da yine bu karakter üzerinden okuyucuya aktarması romanın etkileyici anlarından biriydi.

“Bazıları da tümsekten taşlar topluyor, bunların yüzeyine bakarak birtakım işaretler görmeye çalışıyor ve hep iyi işaretler gördüklerini söylüyorlardı. Çünkü özlemleri o idi, istekleri o idi…” (s. 95) Artık savaş bitmiş, köylüler askerleri karşılamaya gitmişlerdi. Böyle bir durum, okuyucunun içerisinde buruk bir sevinç oluşturuyordu. Herkes az çok ne ile karşılaşacağını (karşılaşamayacağını) tahmin edebiliyordu fakat inanç kırıntıları onları iyiyi düşünmeye yönlendiriyordu…

Sonuç

Cengiz Aytmatov, etkileyici bir aşk hikayesi ile başladığı romanında -bu insanların- hayatta kalma çabalarını sade ve akıcı bir üslupla bizlere anlatıyor. Diğer yandan, köy yaşamını ve karakterleri gayet samimi ve etkileyici bir biçimde okuyucuya aktarması okuyucunun da olayları yaşamasını sağlıyor. Romanın içerisinde bir an için Tolgonay ve Suvankul ile tarlada çalışıyorsunuz, başka bir anda ise Tolgonay ile birlikte Maysalbek’i görebilmek için trenlerin arasında koşuşturuyorsunuz, bir diğerinde ise Tolgonay’ın dert arkadaşı olup ona yoldaşlık ediyorsunuz. En çok da Tolgonay’a olduğu gibi beyaz karlar kapkara görünüyor gözünüze…

Tolgonay için maddi ve manevi iki açıdan da çok şey ifade eden şu sözle yazımı bitirmenin ve bu sözün yorumunu sizlere bırakmanın makul olacağı düşüncesindeyim: “Ekmek ölümsüzdür, iş de ölümsüzdür.”


[1] Kolhoz, kollektivnoye hozyaystvo (kolektif tarımcılık) kelimelerinin kısaltılmış hâlidir. SSCB’de tarım sektöründe örgütlenen “kolektif tarımla” uğraşan birlikler olarak tanımlanırlar.

[2] Pravda Gazetesi, Sovyetler Birliği döneminde Komünist Parti Merkez Komitesi’nin günlük gazete olarak çıkarılan resmî yayın organıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s