TARTIŞMA OTURUMLARIMIZ

Haftanın Konusu-Feminizm

Bu yazıyı 6 dakikada okuyabilirsiniz.


Kadınların kendi aralarında bir dayanışma oluşturarak erkek egemen dünyanın norm ve değerlerine, cinsiyetçi politikalarına karşı başlatmış oldukları mücadele “feminizm” şeklinde tanımlanmaktadır. Bir hareket olarak feminizm; 18. yüzyılda ortaya çıkan, kadınların ataerkil yapı içerisinde dışlanışı, ezilişi, özlük haklarının çiğnenmesi gibi temel problemlerini çözmeye çalışan toplumsal bir harekettir. Günümüzde muhtelif olaylarla gündemde kalmaya devam eden bu oluşumun tarihi, ideolojik ve pratik hedefleri açısından irdelenmesi, güncel sorunların özellikle karşı tarafı anlamamaktan kaynaklanan sorunların çözülmesinde önemli bir adımdır.

Bu sebeplerden ötürü, MERGEN Devri olarak her hafta gerçekleştirmeye çalıştığımız tartışma oturumlarımızdan bu haftaki oturumu feminizme ayırmaya, bilgi-fikir-önermelerimizi bir senteze tabi tutmaya karar verdik. Moderatörlüğünü MERGEN Topluluğu’ndan Zeynep Düzyol’un yaptığı “11 Eylül Cumartesi Feminizm” oturumumuzda -katılımcılarımızın eşliğinde- sırasıyla “Feminizmin tarihi”, “Tam eşitlik mümkün müdür?”, “Çocuk gelişimi ve geleneksel roller”, “Feminizm neden hâlâ sorun?”, “Kadın haklarının korunması için feminizm gerekli ya da zaruri midir?”, “İnsanın kıymetliliğinin ölçüsü onun fiziksel yetilere ne kadar sahip olduğuyla mı ilgilidir?” başlıkları hakkında konuştuk.

Feminizmin Tarihi

Feminizm, Sanayi Devrimi ile birlikte değişen toplumda fabrikalarda çalışma ve sosyal hayata katılma imkânı bulan kadınların kamusal alanda karşılaştıkları sorunlara verdiği tepkiler sonucu doğmuştur denilebilir. Feminizmin tarihi genelde üç dalga şeklinde incelenir ve birinci dalga 18. yüzyılın sonlarına tekabül etmektedir. Fransız Devrimi’nde kadınlarla erkeklerin eşit olduğu fikrinin ilk kez telaffuz edilmesi, akıl-bireyselleşme-eğitim alanlarında kadınların kendilerini en azından erkekler kadar geliştirebileceği düşüncesini doğurmuş ve zihni kapasite bakımından kadınların aşağı olduğunu varsayan eski düşünce biçimi sorgulanmaya başlamıştır. “Çalışma alanında cinsiyet ayrımına son verilmesi, eşit işe eşit ücret ödenmesi, cinsel sömürünün sona erdirilmesi, evli kadınların mal varlığının yasalarla koruma altına alınması eğitim hakkı, oy kullanma hakkı” birinci dalga feminizmin hedefleri arasında bulunmaktaydı.

İkinci dalga feminizmin 1960’larda sahneye çıkması, temelinde iki önemli gelişmeye dayanmaktaydı: İlki İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede savaşan erkeklerin yerine fabrikalarda (hatta silah üretim fabrikalarında bile) çalışan onların yerini dolduran kadınların savaş sonrası tekrar “özel alanlarına” yani evlerine dönmek istememeleriydi. İkincisi ise 23 Haziran 1960’ta FDA tarafından ilk doğum kontrol ilacının onaylanmasıyla birlikte kadınların gebelik kararını kendileri verebilecek konuma gelmesiydi. Elde edilen yasal hakların, erkeklerin “egemen” olduğu bir düzeni değiştirmeye yetmeyeceğini düşünen aktivistler -özellikle de Betty Friedan- ev içi roller, cinsler arası iş paylaşımı, geleneksel cinsiyet rolleri benzeri konularda toplumsal değişkenleri değiştirmeye çalıştılar ve bu suretle elde edilen yasal haklardan pratikte faydalanabileceğini savundular.

Üçüncü dalga ise 1980’lerde “sisterhood” (kardeşlik-kadın dayanışması) vurgusu üzerinden tüm dünyada kadınların aynı problemleri olduğunu, aralarında mutlak bir eşitlik olması gerektiğini savunan ikinci dalga feminizme karşı bir tepki olarak meydana gelmiştir. Benzerlik yerine farklılığa, evrensel olan yerine yerel olana vurgu yapan bu son yaklaşım, söz gelimi Afrika’daki bir kadınla Avrupa’daki bir kadının sorunlarını özdeşleştiremeyeceğimizi; zira din, ırk, kültürel farklılıkların hesaba katılması gerektiğini öne sürmektedir.

Bu üç dalgayı özetleyecek olduğumuzda ikinci dalga birinci dalgadan -kadınların- sosyal hakları elde etmeleri açısından; üçüncü dalga da ikinci dalgadan -kadın imajının- evrenselden ziyade daha toplumlara özgü bir hal alması açısından farklılık gösterir.

Dünya tarihindeki gelişimini bu şekilde açıkladıktan sonra ülkemizde de “feminizm” tanımına uyacak şekilde kadın örgütlerinin kurulduğu ilk dönemleri anlatmak yerinde olur. Her ne kadar Tanzimat Dönemi aydınlarından Nâmık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami gibi isimler her ne kadar yazılarında kadın hakları lehinde yazılar yazmışsalar da bu konudaki köklü değişim ancak 1908 yılındaki Meşrutiyet’in yeniden ilanıyla eyleme geçebilecekti. Genel olarak baktığımızda İttihat ve Terakki Cemiyeti başlıca maskülen ve militarist bir örgüt gibi görünse de kadın hakları ve örgütlenmeleri konusunda hem öncü hem de teşvik edici konumda olmuştur. Öyle ki Naciye Sultan, Selma Rıza, Fatma Aliye, Emine Semiye, Halide Edip Hanım gibi dönemin önde gelen kadınları İttihat ve Terakki Kadınlar Şubesi, Teal-i Nisvan Cemiyeti, Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi, Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği gibi cemiyetlerin kurulmasında önemli rol oynamışlardır. Bu cemiyetler kadınlara ücretsiz eğitim, yemek, barınma, sağlık hizmeti gibi yardımlarda bulunmuş ve kadınların toplumsal hayata kavuşmasında ciddi katkılarda bulunmuştur.

Oturumdan Notlar

Oturumumuzda feminizmin tarihi konuşulduktan sonra bazı kurumlarda ve alanlarda kadınlara pozitif ayrımcılık yapılıp yapılamayacağı konuşuldu. Tartışmanın başlangıcında bu durum makul görülse de tartışma ilerledikçe pozitif ayrımcılıkla sade bir nicelik artırımının çok bir fayda sağlamayacağı yönünde ilerledi. Bunun yanında kadınların da sosyal alana açılmaları açısından alan yaratılmasının fakat bunun -önemsenmesi gerekenin nitelik, kalite ve kabiliyet gibi özelliklerin göz önünde tutulduğu sürece- hem kadınlara hem de topluma fayda sağlayacağı konusunda uzlaşıya varıldı.

Müteakiben kadın hakları mevzubahis olduğunda karar alma mekanizmasındaki kadın eksikliği üzerine konuşuldu. Hem kadınların durumunu hem de alınacak karar ile hakların yeni durumunun daha isabetli tayin edilebilmesi açısından karar verici mecrada kadınların azınlıkta olmaması gerektiği şeklinde fikir belirtildi. Tabii bir önceki konuyla bağlantılı olarak da olaya sadece sayı açısından bakmak yerine kadınların o mecraya gelebilmeleri için fırsat eşitliğini sağlamak -ki bunun en başında eğitim geldiği oturum esnasında defalarca zikredildi- gerektiği konusunda fikir birliğine varıldı. Bu vesileyle kadınların küçük yaşlardan itibaren iyi bir eğitimle bu süreçte aktif rol almaları gerekliliğinin yanında bu hedefin gerçekleşmesi için diğer değişkenlerin de nasıl olması konusunda çeşitli fikirler öne sürüldü.

Feminizmin günümüzde hâlâ bir problem olarak belirmesinin arka planında, kadınların toplumsal alanda daha etkin bir biçimde rol oynayabilmesi için toplumsal normların, geleneksel “rollerin” yıkılmaya çalışmasının bulunduğu ifade edildi. Bu minvalde “cinsiyet rolleri” ile kastedilenin tam olarak ne olduğu, farklı kültürler arasında değişim gösterip gösteremeyeceği, çocuk terbiyesinin ya da “anneliğin” bu roller arasında sayılıp sayılamayacağı tartışıldı. Gerek fizyolojik gerekse psikolojik özellikleri sebebiyle “anne”lerin üstlenebildiği rolün babalarca tam olarak yürütülemeyeceği; dolayısıyla da iş hayatına katılım göstermek isteyen kadınlara, çocuklarından feragat göstermeksizin çalışabilecekleri saatleri bakımdan esnek bir iş programının – ortamının düzenlenmesi gerektiği savunuldu. Çalışma programı bakımdan erkeklerle olan bir eşitliğin gerçek manada “eşitlik” olamayacağını ifade eden katılımcılarımız da oldu.

Kadın haklarının korunması için feminizmin bir gereklilik olup olmadığı hususunda, “feminizm”den kastedilenin bir farkındalık oluşturmayı ve hak peşinde koşmayı destekleyen bir feminizm mi, yoksa ideolojik bir tutuculuk içine girmiş, ön yargılara bağlı ve cinsiyet rollerine açtığı savaşta farkında olmadan ya da olarak kültürel, dini, sosyal değerlere de cephe alan bir feminizm mi olduğu ayrımının yapılması gerektiği belirtildi. Birinci anlamıyla feminizmi “izmleşmeden” devam ettirilmesinin sosyal-ekonomik yapı açısından faydalı olabileceği tezi vurgulandı.

Bir katılımcımız, insanın kıymetliliğinin ölçüsünün fiziksel kabiliyetleri olamayacağını “kuyumcu terazisi-baskül” anolojisi üzerinden savunarak nasıl ilkinin ağır yük taşıyamamasının veya “hassas” olmasının onu ikinciye, basküle göre daha değersiz yapamayacağı ortadaysa öyle de kadınların bazı fiziksel güç gerektiren işlerde ikinci plana düşmesinin bir kusur olamayacağını, şefkat-merhamet gibi çocuklarına aşıladıkları “hassas” duygular aracılığıyla toplumların mimarları olmanın bu fiziksel “açığı” fersah fersah kapatacağını ileri sürdü. Birçok katılımcımız da günümüzde teknik imkanların gelişmesiyle birlikte fiziksel güç gerektiren alanların gittikçe daralmaya başladığını belirterek söz konusu farklılığın kapanmaya başladığını beyan ettiler.

Oturumumuzun sonlarına doğru kadınların toplumsal hayata daha aktif bir şekilde katılmasının kritik bir süreç olduğu ve söz konusu sürecin -toplumsal dinamikleri de göz önünde bulundurarak- bir uzlaşı içerisinde, mevcut olan fanatizmi körüklemeden ilerlemesi gerektiği yönünde ortak fikir beyan edildi.

Sonuç Yerine

Oturumumuzun sonunda konuşulan başlıklar özetlendi ve feminizmin bir farkındalık olarak çok mühim olduğu fakat ideolojileşmeye başladığı an olayın gerçek ekseninden kayacağı yönünde fikir birliği oluştu. Gerekçe olarak ise ideolojileşmeye başladığı andan itibaren bunun yozlaşmaya ve yozlaştırılmaya çok müsait bir kavram olduğu gösterilmişti. Bu sebeple dileğimiz kadın hakları gibi hassas bir konunun farklı yönlere çekilmemesi ve herkesin bu konuda farkındalığa varmasıdır.


Kaynakça

1- Özüdoğru B. (2018). Beyaz Feminizm ve Öteki Kadınlar. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 12. 304-319

2- The Birth Control Pill A History, Planned Parenthood Federation of America, https://www.plannedparenthood.org/files/1514/3518/7100/Pill_History_FactSheet.pdf (Son Erişim Tarihi: 13.09.2021)

3- Sezer, E. (2018). Türkiye’de Kadın Hareketinin Tarihsel Gelişimi ve Tekirdağ Örneği. Yüksek Lisans Tezi. Trakya Üniversitesi. Edirne

4- Çelik, D. (2020). İttihat ve Terakki’nin Tek Kadın Üyesi Selma Rıza. Ankara: Selanik Yayınevi

5- Kennedy, B. (2020). History 101-Feminizm. Netflix. Birleşik Krallık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s