Bilim Felsefesi, FELSEFE, Kitap, İNCELEMELER

İdeoloji Olarak Biyoloji

Bu yazıyı 8 dakikada okuyabilirsiniz.


Toplum düzenini sağlamak, mevcut düzeni meşrulaştırmak için otorite sahipleri insanüstü, mutlak doğru bilgilere sahip olduğu iddia edilen kurumları kullanmışlardır. Bu kurumlar sayesinde huzur içinde saltanatlarını sürmüşlerdir. Bahsi geçilen kurumlar aynı zamanda toplumları kendi istedikleri gibi biçimlendirmiştir. Günümüzde bu görevi üstlenen kurum bilimdir. Bilim eğitimin parçası olduğu için toplumsal davranışlarımızı yönlendirmeyi de amaçlar. İdeoloji Olarak Biyoloji kitabının yazarı ve ünlü genetikçi Lewontin yazdığı bu kitapta bilimin mevcut düzene nasıl meşruiyet kazandırdığını ve ideolojileri yaymada nasıl araç olarak kullanıldığını anlatmıştır. Kitapta amaç bilim düşmanlığı yapmak değil insanlara bilimin sosyal bir kurum olup ekonomi, siyaset vb. kurumlardan doğal olarak etkilenebileceğini göstermek ve daha iyi bir bilim anlayışını talep etmektir. 

Her ne kadar bilim nesneldir, ideoloji bulundurmaz dense de bilimsel sonuçların büyük bir çoğunluğu yaşadığımız toplumdan etkilenir çünkü bilim adamları her insan gibi hayata yaşadığı koşulların ve tecrübelerin şekillendirdiği bir bakış açısıyla bakar. Bu yüzden buldukları verilerden ona göre sonuçlar çıkarır.

Düzenin Meşruiyeti İçin Bilim

Bilimin gelişmesi için para ve zaman gerekir. Bu yüzden bu iki faktörü kim kontrol ederse bilimi de o yönetir.

Bilimin iki işlevi vardır. Birincisi fiziki dünyanın işleyişini bulup kendi lehimize kullanmaktır. Diğeri ise açıklama yapmaktır. Her şey hakkında teoriler oluşturulmaya çalışılır ve bunların günlük hayatta kullanılması istenir. Dünyanın işleyişiyle ilgili açıklamalar pratik gerçeklikten bağımsız olarak meşruiyete hizmet eder. 

Tarih boyunca eşitsizlik devam etmiştir. Toplumda güç sahibi olanlar şiddetli çatışmaların önlenmesini istemiştir çünkü kendi otoritelerinin sarsılmasından korkmuşlardır. Bu yüzden düzeni meşru kılmak istemişlerdir. Bir kurumun, mevcut düzeni meşru gösterip insanları inandırması için o kurumun siyasi, ekonomik veya toplumsal güçlerin ürünü değil de insanüstü bir kaynağın ürünüymüş gibi gösterilmesi gerekir. Bu kurumun fikirleri insan hatasından uzak aşkın bir gerçekliğe sahip görünmeli, bütün zaman ve mekanlar için doğru kabul edilmelidir. İç işleyişini kimse anlamasın diye mistik ve örtülü niteliğe sahip olmalıdır. Ayrıca bilge kişiler tarafından açıklanabilecek gizemli bir dile sahip olmalıdır. Herhangi bir din bu gereksinimleri mükemmel bir şekilde karşılar. Günümüzde bilim de bu gereksinimleri karşılamaktadır. Bilim, bütün dönemler boyunca doğru, apolitik bir metoda sahip olduğunu iddia eder. Bilim konuşulurken bilim dışında konuşanların söze girilmesine izin verilmez. Bilim, herkesin kendisini anlamayacağını iddia eder.

Eskiden meşruiyeti sağlayan kiliseydi. Kilisenin gücünü kaybetmesiyle bu görevi bilim devralmıştır. Otorite sahipleri elindekileri güç kullanarak koruyorlardı. Şimdi ise çatışmaların olduğu yer insanların beyinleri. Bu yüzden ellerindekileri fikirler, ideolojiler sayesinde koruyorlar.

Endüstriyel kapitalizmin toplumsal örgütlenmede yarattığı değişimle birlikte bireyi bağımsız toplumsal öğecik kabul eden yeni bir toplum fikri ortaya çıkmıştır. Bu bölünmüş toplum indirgemeci görüşle uyumludur. Bütünün ancak parçalarına ayrılarak anlaşılabileceğine; atomların, moleküllerin, hücrelerin ve genlerin bütün haldeki nesnelerin özelliklerinin nedenleri olduğuna ve karmakarışık doğayı anlamak için bunların ayrı ayrı incelenmesi gerektiğine inanılmıştır ve halen inanılmaktadır. Bu yüzden Descartes’in dünya öğeciklerden oluşan bir makinedir görüşünü benimsemeye başladık. Genlerin bireyleri oluşturduğuna inananlara göre DNA’yı keşfedersek neden bazılarının fakir bazılarının zengin, bazılarının güçlü bazılarının güçsüz, bazı toplumların diğer toplumlara üstün ve egemen olduğunu anlayacağız.

Orta Çağ ve Rönesans bilimine göre doğa ayrışmaz bir bütündür, parçalarına ayrılarak anlaşılamazdır. Eğer ayrışırsa özünü kaybeder bu anlayışa göre. Fakat mantıklı bir anlayış değildir. Doğanın parçalara bölünerek anlaşılabileceği görüşünde doğruluk payı vardır fakat doğanın birçok bölümü ayrı ayrı incelenecek bağımsız parçalara ayrılamaz. Ayrılacağını düşünmek ideolojik bir yaklaşım olur. Biri modern dönem öncesi feodal dünyayı yansıtan, diğeri ise rekabetçi ve bireyci modern dönemi yansıtan iki ideolojidir. İkisi de doğadaki etkileşimlerin güzelliğini görmemizi, dünyanın anlaşılmasını ve sorunların bilim aracılığıyla çözmemizi engeller.

Bilim, toplumun baskın değerleriyle görüşlerini yansıtan bir kurumdur. Bazen bir bilimsel kuramın toplumsal kaynağı apaçık ortadadır. Bunun en güzel örneklerinden biri Darwin’in doğal seçilimle evrim kuramıdır. Kendisi de var olma mücadelesi hakkındaki fikirlerinin kaynağının “Essay on Population” adlı makale olduğunu belirtmiştir. Makale, makalenin yazarı Malthus’un fazla liberal olduğunu düşündüğü İngilizlerin eski Yoksulları Koruma Kanunu’na karşı bir sav olarak hazırlanmıştır. Bu deneme üreyerek toplumsal huzursuzluk yaratmamaları için yoksulların daha sıkı kontrol edilmelerini savunuyordu. Darwin güçlünün ekonomik açıdan hayatta kalmasına ilişkin bir şeyler biliyordu çünkü hayatını hisse senetlerine yaptığı yatırımlardan kazanıyordu. Darwin’in doğal seçilimle evrim kuramı, İskoç ekonomistlerce geliştirilen erken dönem kapitalizm siyasi iktisat kuramıyla çok büyük bir benzerlik taşır.

Bilim mevcut bulunan sisteme meşruiyet kazandırır demiştik. Bunu çok ustaca yapar. Eşitlik üzerine kurulduğu iddia edilen toplumda çok büyük eşitsizliklerin olması çelişkisini izah etmek için eşitlik kavramına cila çekilmiş, fırsat eşitliğinden bahsedilmeye başlanmıştır. Yeni toplumda yarış adildir, herkes başlama çizgisinde başlar. Eski toplumda eşitlik önünde yapay engeller olduğu, yeni toplumda ise bunların kaldırıldığı ve kimin başarılı kimin başarısız olacağına doğal seçilimin izin verdiğine inanılır. Bu görüş mevcut sisteme tehdit oluşturmaz çünkü başarısızlara başarısız olmalarının sebebini kendi doğal eksiklikleri olduğuna inandırır.

Doğuştan gelen farklılıklar düşüncesi sadece bireyler için değil aynı zamanda ırklar içinde geçerlidir. Bu iddiaları sadece ırkçılar değil ABD’deki psikoloji ve sosyoloji kurumlarının liderleri ve bilim adamları öne sürüyordu. Bu iddialardaki hataları fark etmek için organizmanın gelişmesinde çevresel faktörlerin olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Ayrıca bir ortamda üstün olan bir organizma diğer ortamda aşağı olabiliyordu yapılan deneylerde.

Hayat mücadelesinin adil ve insanların doğuştan gelen farklı yeteneklere sahip olduğunu iddia etmek mevcut yetersizlikleri açıklamada yetersizdir. Bebeklerin dünyaya geldiği ortamlar, gördükleri eğitimler eşit değildir. Örneğin IQ testleri zamanının toplumsal olarak itibar gören özelliklerini ölçer yani çok genel değildir. Düşük sosyoekonomik ailelerden orta sınıf ailelere evlatlık giden çocukların IQ’ları biyolojik ailelerine göre daha yüksek çıkmıştır çünkü evlatlık gittikleri aileler bu özelliklere daha çok önem vermektedir. Bu deney, çevrenin insanın gelişimine olan etkisinin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.

DNA’nın Şu Ana Kadar Gözlemlenmiş İşlevleri, Kanıt Gösterilmeden DNA’nın Sahip Olduğu İddia Edilen İşlevler

Genler, üretilecek proteinlerin belirleyicisi olma, protein sentezinin başlayıp bitmesi sırasında çevreye yanıt veren sinyal sisteminin parçası olma ve kendi kopyalarının üretiminde model olma görevlerine sahiptir.  Genlerin proteinleri yaptığı ve kendi eşlediği söylenir ancak genler hiçbir şey yapmazlar.

Genlerin kendilerini kopyalayabildiğini söylersek onlara vücudun sıradan materyallerinden üstün, mistik ve bağımsız bir nitelik kazandırmış oluruz. Ancak doğada kendini kopyalayabilen bir şeyden bahsedilecekse bu karmaşık bir sistem olarak organizmanın bütünüdür. 

İnsan Genom Projesi

İnsan Genom Projesi insanın bütün genlerini ortaya çıkararak bireyleri ve toplumları anlayıp çözeceğini iddia eder. Bunu destekleyen bilim insanlarının belli bir kısmı kendilerini bu ideolojiye adadıkları için, diğer kısmı ise böyle ilgi gören ve uğruna milyarlarca dolar harcanan prestijli projede yer almanın onların itibarlarına büyük katkı sağlayacağına inandıkları için bu projeyi desteklemektedirler.

Bazı ileri görüşlü biyologlar, bu proje tamamlandığında insanlarda hayal kırıklığı yaratabileceği konusunda bilim camiasını uyardılar. Halk, moleküler biyologların şişirilmiş iddialarına rağmen insanların kanserden öldüğünü, uyuşturucu kullanımının ve akıl hastalıklarının devam ettiğini görerek bilime karşı da kuşkucu bir tavır takınacaktır.  (Proje 2003 yılında tamamlanmıştır.)

Sosyobiyoloji

Sosyobiyoloji toplumun özelliklerinin, üyelerinin bireysel özelliklerinden kaynaklandığını ve bu özelliklerin üyelerin genlerinde bulunduğunu kabul eden bir kuramdır. İdeolojisi ise bireyin kolektiviteden önce geldiğidir. 

Sosyobiyoloji açısından çevreyi açıklamak için bir gözlem yeterlidir. Kanıt olmadan genlerin varlığına ilişkin bir varsayımda bulunulur, sonra da içeriğinde doğal seçilimin olduğu genlerin varlığına ilişkin varsayımlara dayalı inandırıcı veya inandırıcı olmayan hikâye anlatılır. Örneğin sosyobiyologlar tarafından yazılmış bir lise kitabında (Exploring Human Nature) çocukların ıspanağı sevmemesinin sebebinin kalsiyum emilimini engelleyen oksalik asit olduğu söylenir. Bu görüşe göre ıspanağı seven çocukların gelişimi olumsuz etkilenmiş ve üreme yetenekleri azaldığı için elenmişlerdir. Bu hikayeler herhangi bir kanıt içermemesine rağmen ünlü profesörler ve medya sayesinde bilim adı altında meşruiyet kazanmışlardır.

İnsan kategorilerini analoji yoluyla hayvanlara yükler daha sonra hayvanlarda bu özellikleri keşfederek sanki ortak bir kökenleri varmış gibi tekrar insanlara yükleriz. Halbuki karıncalardaki kraliçe ile İngiliz kraliçesinin sosyolojik görevleri ve konumları aynı değildir. Farelerdeki saldırganlığın anatomik, fizyolojik ve genetik olarak Almanların Polonya’yı işgal etmesi arasında ortaklık olduğuna dair en ufak kanıt yoktur.

Düşüncelerim

108 sayfalık kitap olmasına rağmen insana çok şey katan bir kitap. Bilimin mevcut düzeni nasıl meşru kıldığını, insanları haksızlığa nasıl alıştırdığını ve toplumları nasıl yönlendirdiğini anlaşılır bir dille ve güzel örneklerle anlatmış kitap. Kitabın amacı bilim düşmanlığı yapmak değil, insanları daha bağımsız, işe yarayan ve evrensel bir bilim anlayışını oluşturmasına teşvik etmek. Maalesef bilimin her dediğinin mutlak doğrular olduğunu sorgulamadan kabul ediyoruz. Halbuki içinde saklanan ideolojiler hiçbir kanıta sahip değil ve bu ideolojilerin en büyük amacı mevcut düzene baş kaldırılmasını engelleyip bu düzenin böyle olması gerektiğine bizi inandırmak. Eğitimde çok büyük bir etkisi olan bilim, eğitimimizi de etkileyip mevcut düzeni meşrulaştırıyor. Eğitim gören çocukların sorgulayan, bağımsız düşünmeyi öğrenen, farkındalığı olan öğrenciler olması gerekirken bu eğitimleri görenler sistemi olağan gören, sistemi sorgulamayan insanlar haline geliyor. Hatta eğitim sürecinden geçenlerin çoğu sistemin bekçileri ve savunucuları haline bile gelebiliyor. Halen DNA’nın kendi kendini eşleyebildiği bilgisi ve bunun gibi kanıtları olmayan ideolojik ifadeler kesin bir biçimde okul kitaplarında geçmekte, mutlak doğrular olarak anlatılmaktadır. Eğitim kurumlarının denetlenmemesi ve eğitim kurumlarının kendisini denetlememesi sonucu öğrencilere bağımsız düşünmeyi ve sorgulamayı öğretemeyen hatta sorgulayanları dışlayıp sindiren, yetersiz öğretmenler yetişmektedir. Sistemin istediği de bu tip öğretmenlerdir çünkü sistem kendi kusurlarını ve adaletsizliklerini meşrulaştırmak ister ve kendisinin sorgulanmasını istemez. Yetiştirdiği bu öğretmenlerin yetersiz olduğunu bilir ama sistem için önemli olan yetişen öğretmenin sistemin bekçisi olması ve sisteme bekçiler yetiştirmesidir. Eğer insanlar bazı şeyleri sorgulamamaya devam ederse bilim gelişmez, eşitsizlikler devam eder. Yazımı bu kitapta okuduğum, çok hoşuma giden ve çok dobra bir söz olan Daniel Webster’in sözüyle bitireceğim: “Eğitim, toplumun yaşam, mülkiyet ve huzurunu koruyan akıllı ve liberal bir polistir.”

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s