Yazılar

ÇEVİRİ, Tarihi Makale

Gecekondu Yerleşimleri

üzyılda, geride bıraktıklarından daha iyi bir yaşam arayan binlerce yeni göçmen de dâhil olmak üzere, giderek daha fazla insan Amerika’nın şehirlerine akın etmeye başladı. Nüfusun 1800’den 1880’e kadar her on yılda bir, iki katına çıktığı New York’ta, bir zamanlar tek ailelik konutları olan binalar, artan bu nüfusu karşılamak için daha fazla aileye yaşam alanı oldu.

Kitap, Tiyatro, İNCELEMELER

Vatan yahut Silistre

Vatan yahut Silistre’nin konusu Kırım Savaşı esnasında gönüllü olarak cepheye giden İslam Bey ile sevdiğinin arkasından erkek kılığına girerek cepheye giden Zekiye Hanım’ın aşkıdır. İki gencin aşkını anlatmasının yanında cepheye gönüllü olarak giden İslam Bey’in yüreğindeki vatan ve millet sevgisi de Vatan yahut Silistre’yi etkileyici bir eser haline getiren diğer bir önemli husustur. Nâmık Kemal’in bu iki mühim duyguyu, bizlere, sanki cephedeymişçesine hissettirmesi eseri daha da çekici kılmaktadır.

Bilim Felsefesi, FELSEFE

Bilimin Metodunu Nötrleştirme: Nötr Paradigma

Yazı serimizi noktaladığımız bu yazımızı, bilimcilik ile bilimin natüralistik metodunun yakın ilişkisini gözler önüne sermeye ve bu ilişkinin negatif sonuçlarını irdelemeye ayırdık. Negatif sonuçlarını diyoruz, çünkü, “pozitif sonuçlarını”- tabi eğer gerçekten metodolojik natüralizmden kaynaklanıyorlarsa- söz konusu metodoloji kullanılmadan da erişilebilecek faydalar olarak görüyoruz. Nihayetinde nötr paradigma ismini verdiğimiz yeni bir yaklaşımın, kullanışlılık bakımından “eski” natüralist paradigmanın yerini alabileceğini iddia ediyoruz, nitekim bu iddiamızın birtakım teorik ve pratik gerekçelerinden de söz edeceğiz.

Bilim Felsefesi, FELSEFE

Bilimcilik: Bilime Olan Sevgi ve Güvenin Suistimali

Yazı serimiz boyunca halihazırda (ve belki de son 150 yıldır) bilimin kendisine dayanılarak yapıldığı düşünme tarzı olan metodolojik natüralizmi, kabulleri ve üzerine kurulu olduğu felsefi prensipleri (nedensel kapalılık, empirik yöntemin bize gerçekliği sunabileceği iddiası-deneycilik ve doğa yasaları) tartışmak suretiyle eleştiriye tabi tuttuk. Metodolojik natüralist paradigmayı terk etmemizin sadece teorik gerekçeleri olmadığını, aynı zamanda başta bilim insanları olmak üzere toplumu getirdiği noktanın, insan düşüncesini tek tipleştiren ve körelten bir vaziyet olduğunu da göstermek durumundayız. Metodolojik natüralizmin bir sonucu olarak bilimciliğe (scientism) tarihi ve alt formları bakımından bu yazımızda; bilimciliğin sonuçlarına, metodolojik natüralizmle olan bağlantısına ve nötr paradigmaya ise bir sonraki yazımızda değiniyoruz.

BİYOGRAFİ, Hatırat, Kitap, SAĞLIK, İNCELEMELER

Hatırda Kalanlar-Münci Kalayoğlu

“Yüzyılın Beyin Cerrahı” Gazi Yaşargil, Nobel Kimya Ödülü sahibi Aziz Sancar, şimdilerde senatör adaylığını açıklayan Mehmet Öz ve son dönemde de Pfizer-BioNTech COVID-19 aşısının üreticisi Özlem Türeci ve Uğur Şahin çifti… Bu saydığımız isimler dünya çapında bilinen Türk hekimlerden birkaçı fakat şimdi zikredeceğimiz Münci Kalayoğlu ise muhtemelen pek çoğunuzun ilk defa duyacağı bir hekim. Bu yazımızda, yaptığı binlerce nakil ameliyatı ile hem dünyanın hem de ülkemizin cerrahi alandaki gelişiminde çok büyük role sahip olan Münci Kalayoğlu’nu ve kendi hayatını yazdığı “Hatırda Kalanlar” kitabını inceleyeceğiz.

Bilimsel Gelişim, BİLİM

Uyku

Çoğumuz hayatımız boyunca 175.000 saat uyuruz. Bu olağanüstü miktarda zamanın kullanımı, uykunun kritik bir biyolojik fonksiyon gerçekleştirdiği anlamına gelir. Uyku hakkında uzmanlara sorulduğu zaman her seferinde aynı tatmin etmeyici cevaplar veriliyor. Bunlar temel olarak birbirinden farklı 2 cevap fakat şu ana kadar hangi cevabın kazandığı da belli değil. Biz bu makalede kanıtlar eşliğinde uykuyu inceleyeceğiz.

Bilim Felsefesi, FELSEFE

Doğa Yasalarının Kökeni-3: Doğa Yasası Argümanı

Doğa yasalarının nereden geldiği sorusuna cevap aradığımız ve bu soruya verilen cevaplardan mevcut bilimsel paradigmanın, metodolojik natüralizmin, savunmamıza “izin verdiği” yaklaşımları irdelediğimiz yazılarımızın sonuncusunda yasaların evrensel özellikler olarak soyut biçimde evrende var olup soyut olanı yönettiği iddiasında bulunan bilimsel realizmi inceliyoruz. Müteakiben, yasaları yalnızca düzenliliklerin bir ifadesi olarak gören “düzenlikçi” yaklaşımı ele almalıyız; zira başlıkta belirttiğimiz doğa yasası argümanı ancak yasaların kendi başlarına bir varlıklarının olmadığı ve yansıttıkları düzenliliğinin kaynağına inebilmek için doğa üstüne başvurmanın gerektiği farkına varıldıktan sonra anlamlandırılabilecektir.

TARTIŞMA OTURUMLARIMIZ

Haftanın Konusu-Robotlar

Kelime kökeni olarak Çekçe’deki “robota” dan türeyen ve hayatlarımıza 20.yy’ın ortalarından itibaren dahil olan robotlar gerek etik gerek ekonomik gerekse felsefi birçok soru işaretinin etrafında döndüğü güncel tartışma konularından bir tanesidir. Gelişen teknolojinin bir ürünü artan üretim talebinin ise bir çözümü olarak görülmekte olan robotların birer hizmetçi olarak mı kalacakları yoksa yapay zekânın da katkılarıyla birlikte insanlığın yerini alarak adeta onlara birer “efendi” haline mi geleceği yaygın olarak tartışılmaktadır. Mevcut tartışmalara katkıda bulunmak gâyesiyle MERGEN Devri olarak bu haftaki konumuzu robotlar ve yapay zekânın geleceği olarak belirledik ve olası problemlere nasıl çözümler getirilebileceği hususunda beyin fırtınası yapmaya karar verdik.

TARTIŞMA OTURUMLARIMIZ, Yazılar

Taliban’ın Ortaya Çıkışından Günümüze Afganistan

Pakistan Afganistan sınırındaki bir grup medrese öğrencisi ve politik grupların bir araya gelerek temiz bir dini yönetimi hakim kılmak amacı ile Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında Kandahar’da kurulmuştur. Taliban Peştu dilinde öğrenci anlamına gelmektedir.

TARTIŞMA OTURUMLARIMIZ

SSCB ve Afganistan İlişkileri

SSCB’nin Afganistan ile olan ilişkileri 1917 Bolşevik devrimine kadar uzanıyordu. Bu dönemde Lenin Amanullah Han’a Afganistan ile diplomatik temas başlatmak için bir mektup yollamış ve daha da ileri giderek emiri “tek bağımsız müslüman ülkenin hükümdarı” olmak ile övmüştür. Bununla birlikte birçok subay SSCB’ye askeri eğitim almak üzere gitmiş ve döndüklerinde SSCB nüfuzu olarak orduya katılmıştır. Özellikle 1953 yılında Stalin’in yerine geçen Nikita Kruşçev silah ve baskı yerine komşularına ekonomik ve sosyal yollar ile nüfuz etme yoluna gitmiştir. Bu dönemde yoğun bir şekilde silah, para ve askeri teçhizat yardımı yapılmış ve askeriye dışında, imar ve altyapı meselelerinde de Sovyet uzmanları Kabil’e gelmişler ve çeşitli projelerde görev almışlardır. ABD’nin bu dönemde Pakistan ve İran’a yardım yaparken Afganistan’a yapmaması ve bu soruna eğilmemesi de Afganistan’ın SSCB nüfuzu altına girmesinde önemli bir rol oynamıştır.