Osmanlı Tarihi, TARİH

İmparatorlukların Son Döneminde Türk-Alman İlişkileri-Almanların, Osmanlı Ordusundaki Konumu

Yazı serisinin bir önceki yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bu yazıyı 5 dakikada okuyabilirsiniz.


Almanların Osmanlı Ordusundaki Konumları

Türk milleti tarihi boyunca nice savaşlar görmüştür. Bir kısmını kazanmış, bir kısmını da kaybetmiştir. Bu süreç boyunca bir savaş var ki tarihimiz boyunca gördüğümüz en korkunç felaketlerin başında gelir: Balkan Harbi. Burada tabii ki Balkan Harbi’ni detaylı anlatmayacağız. Bunun yerine devletin, dış politikada düştüğü durumu belirtmek, bu yazımız için yeterli olacaktır. Dört Balkan devletçiğine karşı yaptığımız savaşı çok acı bir şekilde kaybetmemiz, zaten azalmakta olan itibarımızı iyice zedelemişti. Balkan Harbi’yle Büyük Savaş arasında 1 sene gibi bir süre vardı ve bu süreçteki ittifak girişimlerimizde belirleyici rol oynayan en büyük etken de hiç şüphesiz ordumuzun içine düştüğü bu vahim durumdu. Çünkü hiçbir devlet Büyük Savaş’ta, yanında, hiç de olumlu sinyaller vermeyen bir devleti istemez. Nitekim de gördük bunları. Bir örnek verecek olursak Rus Dış İşleri Bakanı Sergey Sazanov’un Ağustos 1914’ün başlarındaki bir raporunda, Balkan Harbi’nde dağılan Osmanlı ordusundan bir çekinceleri olmadığını fakat bu ordunun Alman subaylar tarafından yönetilmesinden duydukları tereddüt ve korkuyu da görüyoruz.

İttifak Devletleri’nin Hükümdarları ve Komutanları
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Propaganda Kartpostalı, 1916

Alman Askeri Misyonu’na geçmeden önce şunu belirtmekte fayda var: Almanlar, Osmanlı Devleti’ne tek bir kanal aracılığıyla gelmiyorlardı. Osmanlı Devleti’ne gelen personelleri üç ayrı damara ayırabiliriz. İlk olarak Liman von Sanders’in başını çektiği Alman Askeri Misyonu kapsamında, ikinci olarak Alman Büyükelçiliği’ne bağlı olarak askeri ateşe kapsamında ve son olarak da öncülüğünü Alman Deniz Ataşesi Hans Humann’ın yaptığı direk Kayzer II. Wilhelm’e bağlı ekip kapsamında savaş boyunca giden ve gelenler olmuştur. Hatta ismi geçen Hans Humann’ın, Enver Paşa’nın Berlin Askeri Ataşeliği dönemine dayanan dostlukları da hem Büyük Savaş hem de İttihatçıların yurt dışındaki faaliyetleri sürecinde önemli unsurlardan biri olmuştur.

Osmanlı ordusunun o dönemki imajına ve haline de kısaca değindikten sonra Almanların Doğu Misyonu kapsamındaki 1913 yılının sonlarında ülkemize gelen Alman Askeri Misyonu’na da geçebiliriz. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi 1913’te gelen askeri heyetin öncekilerden farkı, gelecek subayların Osmanlı ordusunda önemli pozisyonlara getirilme zorunluluğuydu. Osmanlı Devleti’nin, Alman Askeri Misyonu kapsamında gelen heyeti önemli ve etkin yerlere yerleştirmesi sonucunda, başta Rus İmparatorluğu olmak üzere çeşitli devletlerin de tepki göstermişlerdi. Şöyle ki Rus İmparatorluğu, Mareşal Liman von Sanders’in müfettişlik, askeri okullarda hocalık gibi pasif görevler yerine kolordu, ordu komutanlıkları gibi aktif göreve getirilmelerini savaş nedeni olarak görüyorlardı. Ki Mareşal Liman von Sanders geldiğinde direk olarak İstanbul’un korumasından görevli olan I. Kolordu Komutanlığı’na ardından da 1. Ordu Komutanlığı’na getirilmişti. Kendisinin üstlendiği diğer bir önemli görev ise Çanakkale Cephesi’ndeydi. Buradaki görevi ise Çanakkale’deki cephe kumandanlığını bir Alman’a verildiği yönünde asılsız yorumların yapılmasına neden olmuştur. Nitekim baktığımızda karşımıza Liman Paşa’nın Çanakkale Cephe Kumandanı değil 5. Ordu Kumandanı olduğunu görürüz. Çanakkale Cephesi’nin kumandanlığını ise Esat Paşa (sonradan Mehmet Esat Bülkat olarak anılacak) yapmıştır.

Liman von Sanders ve Türk Komuta Heyeti
 Oturanlar (sağdan sola): Hüseyin Rauf Bey (Bahriye Nezareti Kurmay Başkanı), Vehib Paşa (Güney Grubu Komutanı), Otto Liman von Sanders (5. Ordu Komutanı), Esat Paşa (Kuzey Grubu Komutanı), Süleyman Paşa (Sıhhiye Dairesi Başkanı), Cevat Paşa (Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı)
Ayaktakiler (sağdan sola):  İsmet Bey (2. Ordu Kurmay Başkanı) (sağdan ikinci), Üsteğmen Asım Bey (Yaver), Süvari Binbaşı Perike (Liman von Sanders’in yaveri) Kazım Bey (5. Ordu Kurmay Başkanı), Şükrü Bey (1. Ordu Kurmay Başkanı), Refik Bey (2. Ordu Sıhhiye Başkanı)

Alman subayların Osmanlı ordusu içerisindeki konumları konuşulurken önemli bir diğer husus olarak da karşımıza yine Genelkurmay Başkanlığı’nın Almanların kontrolüne verilmesi yönündeki elim yorumlar çıkar. Burada öncelikle bilmemiz gereken husus ise Enver Paşa’nın hem Harbiye Nazırlığı hem de Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi’dir. Yani Avrupa’daki devletlerin tersine Osmanlı Devleti’nde aynı kişi hem Harbiye Nazırı hem de Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmaktaydı. Bu olaya diğer bir açıdan bakacak olursak, mevzubahis Almanlardan, Bronsart von Schellendorf 1914-1917 yılları arasında, Hans von Seeckt ise 1917-1918 yılları arasında Genelkurmay İkinci Başkanlığı görevleriyle Enver Paşa’nın altında bulunmaktalardı. Ki Hans von Seeckt, Büyük Savaş’tan sonra ülkesinde Alman Genelkurmay Başkanlığı yapacak ve Enver Paşa’nın savaş sonrasındaki hayatında ciddi katkıları olacaktı. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda, “Koskoca Genelkurmay Başkanlığı’nı Almanlara teslim ettiler.” gibi değişik yorumları önce devlet tecrübemize ve daha sonrasında da milletimizin gücüne edilen birer hakaret olduğu düşüncesindeyim.

Hemen yukarıda yazdığımıza tam tersinden bir örnek verebiliriz. Erich von Falkenhayn ki kendisi Alman İmparatorluğu’nda Genelkurmay Başkanlığı yapmış ve sonraları Osmanlı Devleti’nin Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na getirilmiştir. Hans von Seeckt ve Erich von Falkenhayn’ı beraber okuduğumuzda Osmanlı Devleti’nin Almanlar üzerindeki etkisini de rahat bir şekilde görebiliyoruz.

Falkenhayn ve Seeckt gibi üst rütbeli isimlerin yanında, Büyük Savaş’ta Osmanlı Devleti içinde ismi anılmış düşük rütbeli subayların daha sonraları kurulacak Nazi Almanyası içerisinde önemli rollerde bulunacaklarını görüyoruz. Ordu ve donanma açısından birer örnek verecek olursak ilk olarak karşımıza Rudolf Höss çıkar. Kendisi gençliğinde Osmanlı Devleti’nin Güney Cephesi’nde görev almış ve ilerleyen zamanlarda Nazi Almanyası’nın Yahudilere türlü faaliyetlerde bulunduğu ünlü Auschwitz Toplama Kampı’nın en uzun süreli komutanlığını yapmış bir isimdir. Ki kendisinin sonu da Auschwitz Toplama Kampı’nda idam edilerek olmuştur. Diğer bir örnek olarak da Amiral Souchon’un altında Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) gemilerinde görev yapan Amiral Karl Dönitz’i verebiliriz. Kendisi sonraları Nazi Almanyası’nda önce Donanma Komutanı olarak II. Dünya Savaşı’ndaki Deniz Savaşları’nda büyük rol oynayacak ve savaşın sonunda da kısa süreliğine Nazi Almanyası’nın Başkanlığı’nı yapacaktı.

Burada şunu görüyoruz ki Alman İmparatorluğu’ndan askeri heyet kapsamında gelen iş bilmeyen subaylar yollanmamış. Çeşitli anlardaki tutumları, taktikleri, düşünceleri eleştirilebilir lakin boş adamlar oldukları söylenemez. Çünkü bu subayların hem geldikleri hem de daha sonraları gelecekleri mevkiiler açıkça önümüzde duruyor.

Yazımı bitirmeden önce mühim diğer bir mevzuya daha kendi açımdan cevap getirmeye çalışayım. Bu mevzu özellikle son dönemde Osmanlı Devleti’nin ve ordusunun kayıtsız, şartsız Almanların dediğini yaptığı yönündeki enteresan düşüncedir. Bu düşünceyi ufak da olsa sorgulamak amacıyla şimdilik iki örnek vermeyi uygun görüyorum. Bunlardan biri Kayzer II. Wilhelm’in, Türk-Alman İttifak Antlaşması’ndan iki hafta sonra yani 15 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı Orduları Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya çektiği telgrafta Osmanlı Devleti’nin hemen saldırıya geçmesini ve Kutsal Cihad’ı ilan etmesini istiyordu. Bildiğimiz üzere fiili olarak savaşa 29 Ekim Sivastopol Bombalanması ile girmiş ve Kutsal Cihad’ı da 14 Kasım 1914 tarihinde ilan etmiştik. Bu mevzunun bir diğer cevabını da Enver Paşa’nın Cevat Paşa’ya 14 Ağustos 1914 tarihli telgrafı vasıtasıyla alıyoruz. O telgrafta, Weber Paşa, Başkomutanlık Karargâhı temsilcisi olarak gönderilse de buna aldanmamalarını, Weber Paşa’nın emirlerinden şüphe duyulduğu taktirde emrin geciktirilmesini ve derhal kendisini haberdar edilmesini istemişti. Bu iki olaydan da görüyoruz ki Osmanlı Devleti her ne kadar güç kaybetse de yine dirayetli duruyor ve kendi egemenlik haklarını savunmaya çalışıyordu.

Harbiye Nazırı ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi Enver Paşa (önde)
Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa (sağda)
7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa (solda)

Dipnot: Kapak fotoğrafının açıklaması “Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhelm’i Karşılayan Devlet Erkanı, 15 Ekim 1917” olup İclal-Tunca Örses Arşivi’nden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s