Fransa Tarihi, TARİH

Fransız Devrimi-Devrim Sonrası Süreç

Yazı serisinin bir önceki yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bu yazıyı 7 dakikada okuyabilirsiniz.


Devrim Sonrası

Devrim sonrasının karakteristik özelliklerinden biri 1791 Anayasası’nın Kurucu Meclis tarafından yürürlüğe konmasıyla gerçekleşti: Meşruti Monarşi diyebileceğimiz yeni bir sistem kuruluyordu. Bu sisteme göre yürütme krala, yasama meclise, yargı ise doğrudan halk tarafından seçilen yargıçlara tevdi ediliyordu. Kral, meclisin yaptığı kanunları icra etmek zorundaydı. Yeni anayasayla birlikte meclisin ismi de değişerek “Yasama Meclisi” (Assemblee Legislative) halini aldı. Meclis’in etkili isimlerinden biri de Maximilien Robespierre’di.

Devrim’e karşı başlangıçta Avrupa devletleri sessiz ve tarafsız bir tutum sergilemişlerdi. Fakat devrimcilerin adım adım yaptıkları icraatlar (bütün sınıf ayrımlarının kaldırılması, feodal sistemin bütün bütün yıkılması, vatandaşlara eşitlik ve hürriyet tanınması, kralın adeta kukla haline getirilmesi, anayasayla birlikte “millet egemenliği” kavramının getirilmesi, Fransa’nın, “milli irade” kavramından dolayı ait oldukları devletlere isyan edip Fransa’ya katılmak isteyenleri kabul etmesi) kendilerine karşı gösterilen tepkilerin artmasına yol açtı. Bütün bu negatifleşmenin çatışmaya dönüşmesi için ise bir kıvılcım yeterli olacaktı. Kral XVI. Louis eşiyle birlikte Avusturya’ya kaçma-sığınma girişiminde bulunacak, 100 kilometreye yakın yakalanmadan gidebilmesine rağmen sınıra birkaç km kala, bu girişimin farkına varılıp tutuklanacaktı. Bu olay, halk tarafından kralın “ülkesini terk etmesi” olarak yorumlandı ve kralın tamamen devrilip Cumhuriyet’in ihdasını isteyen Cumhuriyetçilerin siyasi olarak baskınlaşmasına yol açtı. Ayrıca kaçma teşebbüsünün başarısızlığa uğraması ve Kral XVI. Louis’nin tamamen esir hale gelmesi, Avusturya ve Prusya’yı harekete geçirip devrimcilere karşı tavır almalarına yol açtı. Söz konusu tavrın değiştirilmediğini ve Fransa’ ya karşı ordu toplandığını gören Yasama Meclisi Avusturya’ya karşı savaş ilan etti.[1]

Devrim öncesi subay kadrosu asillerden oluşan Fransız ordusu, asillerin ülkeyi terk etmiş olmasından dolayı oldukça zayıf bir haldeydi ve yeni kurulan askeri kıtalar da tecrübesizdi. Ekonomik zafiyet de duruma eklenip asker beslenemediğinden Avusturya ve Prusya’ ya karşı ağır mağlubiyetler alındı. Ancak müttefik devletler, yani Avusturya ve Prusya, Fransa’yı işgal amacını gütmüyor, yalnızca baskı yoluyla Kral XVI. Louis’nin otoritesini tekrardan tanıttırmaya çalışıyordu. Sorunun Kral XVI. Louis’nin varlığından kaynaklandığını gören Fransız Cumhuriyetçiler, krallığı ilga ettiler (kaldırdılar)[2] ve 21 Ocak 1793’ te kralı giyotinle idam ettiler. Yeni Cumhuriyetçi hükümetin (Konvansiyon Meclisi) başında bulunan Danton, halkını savaşa teşvik ve organize ederek müttefik orduyu durdurmayı da başarmıştır.

Marie Antoinette’in Giyotine Götürülmesi

İlerleyen süreç içerisinde, Fransa’ya karşı neredeyse bütün Avrupa devletlerinin birleşmesi müttefik Avusturya-Fransa’ya karşı kazanılan bu başarının sönmesine sebep olacaktı. Gün geçtikçe toprak ve insan kaybeden devrim Fransa’sı, kendi içerisinde ortaya çıkan devrim karşıtı ayaklanmalarla da baş etmek zorunda kalıyordu. Savaş-iç karışıklıklar muvacehesinde İhtilal Fransa’sı, dış tehdide karşı içerde birliği sağlamak amacıyla başlatılan ancak sonrasında her muhalif sesin giyotinle susturulduğu bir zulüm ve istibdat devrine girdi: Terör Dönemi (5 Eylül 1793-5 Nisan 1794)

Başlangıçta muhaliflere ölüm cezası verilmesine şiddetli karşı çıkan devrimin önde gelen isimlerinden biri olan Maximilien Robespierre, şimdi tam zıttına “terörün” şiddetli savunucusu haline gelmiş; devrimin toplumca başarılamadığını, halkın yönlendirmeye ve “demir yumruğa” ihtiyacı olduğunu savunacak kadar ileriye gitmişti. İhtilalin başında “balıkçı kadınlar ayaklanmasını” tetikleyen Jean Paul Maura ise Maximilien Robespierre’in bu konuda ciddi destekleyicisiydi. 

Halk öyle bir korku ve zulüm fırtınasına maruz bırakılmıştı ki devrim karşıtı bir görüşü bulunan herkes giyotine yollanıyor, o yılların Paris’inde ayda 800’e yakın kişi idam ediliyordu. Halkın bu konudaki tepkisine güzel bir örnek “Charlotte Corday Olayı”dır. Charlotte Corday sıradan halktan genç bir kızdı, fakat etrafında gördüğü haksızlıklar ve kan dökmeler öyle bir  boyuta gelmişti ki kendisini de feda etme uğruna şöyle bir karara vardı: Devrim karşıtlarını ihbar edip onların idam edilmesini gazetesinde provoke eden Jean Paul Maura’yı öldürecekti. Charlotte Corday, elinde devrim karşıtlarının isimlerinin yazdığı bir liste olduğu hilesiyle Maura’nın odasına girdi ve onu hançerleyerek öldürdü. Üstüne üstlük hiçbir şekilde kaçmadan yargılanmaya da razı oldu. Hatta bu suikasttan sonra “Artık, o şimdi ölü…Barış ülkeme geri dönecektir.” dediği de belirtilmektedir.  Sıradan halktan birinin kendi hayatını feda edecek derecede gözünün kararması; söz konusu dönem yöneticilerinin gaddarlığına, tiranlığına işaret etmekteydi. Zaten bu dönem “Jakobenlerin zalimliği” olarak da anılmaktadır.

Jean Paul Maura’nın Ölümü Tablosu, Jacques-Louis David, 1793

Terör Dönemi’nde Fransa’ da beliren diğer bir durum, halkın “hali hazırdaki dini inancından yani Hristiyanlıktan koparmak, soğutmak, unutturmak için yapılan sistemli faaliyetler” olarak tarif edebileceğimiz “De-Christianization” yaklaşımıdır. Katolik Kilisesi’nin yüzyıllardır sürdürdüğü baskı, şiddet ve mali kaynakları sömürme tutumları, Fransa’nın Aydınlanma Çağı filozoflarında zaten dine karşı bir soğukluk, hatta bazılarında da köktenci düşmanlığı uyandırmıştı. Devrimin politikacıları ise yaptıkları birçok icraatta bu filozofların görüşlerinden esinleniyorlardı. Bundan dolayıdır ki aşağıda birkaç maddeyle sıraladığımız kararları uygulamaya koymuşlardır:

1- İsimlerinde “Aziz (Saint)” bulunan caddelerin adları yeniden adlandırılmıştır.

2- Dini ikonlar tahrip edilmiş, yerlerine radikallerin sembolik adamı Jean Paul Maura’nın heykelleri yerleştirilmiştir.

3- Kiliseler yağma edilmiş; değerli taşlar, camlar parçalanıp sökülmüştür.

4- Yıllar Hz. İsa (a.s.)’nın doğumundan itibaren numaralandırılmamaya, aylar ise dini duygular çağrıştırmayacak ve ihtilal kavramlarını andıracak şekilde yeniden adlandırılmıştır. Hatta insanların hangi gün Pazar günü olduğunun farkına varamamalarını sağlamak için aylar, her birisinin uzunluğu on gün olan üç haftaya bölünmüştür.

Terör Dönemi’nin “Büyük Terör Dönemi”ne dönüşmesi ise, olayların büsbütün çığırından çıkmasını netice vermiştir. Maximilien Robespierre’in normalleşmeyi savunan ve “terör”ün artık durdurulması gerektiğini öne süren devrimci arkadaşı Danton’u giyotine göndermesi “Büyük Terör Dönemi”nin başlangıcı olur (5 Nisan 1794). “Büyük Terör” acımasızlığına iki tarihi vakıayı örnek vermek yeterli olacaktır. Lyon’da devrimci karşıtı gruplar, kitleler halinde elleri bağlı biçimde toplanıp bulundukları yer topa tutulmuştur. Vaughan’da ise 100.000’e yakın kişi sandallara bindirilmiş, sonrasında ise suya zorla sokmak suretiyle boğdurulmuştur.

Artan zulüm ve kan dökmeler ise nihayet Maximilien Robespierre’in de idam edilmesiyle son bulur. (27 Temmuz 1794) Belirtmek gerekir ki Maximilien Robespierre’in ölümü yalnızca giyotinle “acısız” biçimde gerçekleşmemiş, öncesinde meydana gelen başarısız intihar girişiminden sonra vücudunda kalan kurşunla birlikte bekledikten sonra giyotine gönderilmiştir. 

Maximillien Robespierre’in İnfazı, 1794

Hangi Dersler Alınabilir?

Bizce tarih ilimi, okunanlardan ders çıkarılmadığı müddetçe “gündemdeki heyecan verici olayları merakla takip etmek ve sonrasında zihin çöplüğüne atmak” uğraşından farksız hale gelir. Dolayısıyla burada, katılıp katılmamayı size bırakmakla birlikte kendi yorumlarımızı serdedeceğiz. Sondan başlayalım:

1- Gerek Robespierre’in gerekse Maura’nın ölme şekillerine dikkat edecek olduğumuzda, ölüme gönderdikleri masumlardan çok daha acılı biçimde gerçekleştiğini fark edebiliriz. Buradan hareketle diyebiliriz ki zulüm ve zalimlik öteki tarafa kalmadan bu dünyada dahi cezalandırılır ve tam adaletin gerçekleşebilmesi yani ölümüne sebep oldukları binlerce kişinin haklarının onlardan alınabilmesi ancak öteki taraftaki “yargılamayla” mümkündür.

2- Fransız İhtilali kraliyet, asiller ve ruhbanların halkta ve aydınlar üzerinde bir baskı, istibdat atmosferine sebep olmaları sonucu vukua gelmiştir. Yine “De-Christianization” icraatları halkın ve özellikle aydın kesimin Katolik Kilisesi’nin baskıcı ve sömürücü uygulamalarına karşı bir tepki olarak doğmuştur. Ve son olarak “Terör Dönemi” devletin dışarıda askeri başarılar kazanmasını kolaylaştırsa da Fransa’da uzun süre durdurulamayacak kanların aktığı, toplumun derinden etkilendiği bir dönemi doğurmuştur. Öyleyse denilebilir ki baskı, korkutma, istibdat, özgürlüklerin kısıtlanması devlet yönetiminde kısa vadeli pragmatist yararlar sağlasa da uzun vadede zararlı çıkılmasına yol açar. Bu, sadece devlet için değil her türlü sosyal, dini oluşum için de geçerlidir.

3- Herhangi bir sosyolojik hareket ancak köklerini sağlam ve iyice işlenmiş felsefi bir düşünceye dayandırıyorsa başarılı olabilir. Fransız İhtilali öncesindeki Montesquieu, Jean Jacques Rousseau, Diderot gibi düşünürlerin doğrudan ihtilal gibi niyetleri yoktu; fakat onların toplumda ilmek ilmek işledikleri özgürlük, eşitlik, adalet, milliyetçilik gibi değerli kavramlar vesilesiyledir ki Fransız İhtilali onca düşmana, dış ve iç tehdide karşı dayanabilmiş, varlığını sürdürebilmiştir.

4- Gerçekten, hayatta “Ne oldum?” değil de “Ne olacağım?” şeklinde sürekli olarak kendimize sormalıyız. Hatta bu sorgulamayı sadece maddi açıdan değil manevi, ahlaki açıdan da yapmalıyız. Robespierre’in başlangıçta ölüm cezasına şiddetle karşı çıkarken sonrasında tam tersine dönmesi, nicelerinin hayatına kastetmesi, adeta “tiranlaşması” tarihten bir ibret serlevhası olarak karşımızda durmaktadır.


Dipnotlar

[1] Fransa’nın Avusturya-Prusya’ya karşı gerçekleştirdiği bu savaş ve İngiltere’nin de Fransa’ya karşı savaşa girmesiyle oluşacak “Birinci (Karşıt) Koalisyon” ve askeri gelişmeler bir sonraki yazımızda detaylıca bahsedileceğinden bu yazımızda özet olarak geçtik.

[2] 21 Eylül 1792’den 1804 Aralık ayına kadar devam edecek Fransa’nın “1.Cumhuriyet Dönemi” de böylece başlamış oluyordu.

Yazı serisinin bir sonraki yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s