Osmanlı Tarihi, TARİH

Ermeni Tehciri ve Sözde Soykırım İddiaları

Bu yazıyı 7 dakikada okuyabilirsiniz.


Özellikle 18 yy. ortalarından itibaren Osmanlı Devleti’nin zayıflamasına bağlı olarak Rusya ve İran Devletleri, Kafkasya Bölgesi’ne daha çok ilgi duymaya başladı. Rusların özellikle yükselen bir güç olması ve sıcak denizlere inme ve yayılmacı politikaları Osmanlı İmparatorluğu’na oldukça pahalıya mal oldu. 19.yy. ile birlikte başlayan ve Batı tarafınca dolaylı olarak desteklenen milliyetçi-paramiliter çetecilik faaliyetleri devleti dört bir yanda zaafa uğrattı. Özellikle Rusların Panslavist ve Panortodoks ideolojik temellendirmeleri Osmanlı hakimiyeti altında olan Slav ve Ortodoks halklarının ayaklanmasında önemli rol oynadı. Azınlıklar meselesi haline gelen bu süreç imparatorluğun dağılmasına ideolojik bir neden oluşturdu.

Ermeni Meselesi’nin Doğuşu ve Uluslararası Bir Sorun Haline Gelişi

Bu süreçte Ortodoks olan Ermeniler de bu furyaya katılan azınlık gruplarından biridir. Enterasan bir şekilde Osmanlı Devleti’nde önemli rütbelerde olmaları ve ticari olarak da önemli bir sınıfsal konumda olmalarına ve hatta devlet nezdinde sadık millet övüncünü almalarına rağmen başkaldırmaktan geri durmamışlardır. Bu başkaldırının temelleri özellikle 1877-78 Rus Harbi sonrasında imzalanan Ayastefanos Antlaşmasının 16. Maddesi ile talep edilen Ermeni ıslahatına dayanır. Daha sonra İngiltere ve Fransa’nın baskısı ile Berlin Antlaşması’nın 61. Maddesinde de Ermeni meselesi kendine yer bulmuştur. Bu gelişmelerle birlikte İngiltere ve Rusya arasındaki rekabet de Ermeni Meselesi’nin uluslararası bir sorun niteliği kazanmasına yol açmıştır. Tabii bu gelişmelerden kuvvet bulan Ermeniler ayrılıkçı faaliyetlerine hız vererek yurt içi ve yurt dışında ihtilalci partiler kurarak silahlanmışlar ve çeteleşmişlerdir.

Neden Tehcir Edildiler?

Osmanlı İmparatorluğu’nun Alman saflarında savaşa dahil olmasıyla birlikte İtilaf Devletleri Ermeni Meselesi’ne daha da çok eğilmişler ve harp esnasında değişik yollarla Osmanlı Devleti’ni zaafa uğratmak için Ermeni çeteleri ve ihtilalci dernekleri kullanmıştır. Harp esnasında Rus, İngiliz ve Fransız saflarında değişik cephelerde Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak için büyük miktarda Ermeni katılmıştır. Aynı zamanda Ermeni çeteleri Suriye ve Kafkasya’ya teçhizat götüren ikmal hatlarına saldırılar düzenlemişlerdir. Bu dönemde aynı zamanda birçok bölgede isyanlar tertip etmişler ahalinin malına ve canına kastetmişlerdir. Türk ahalisi yanında bu ayrılıkçılara katılmayan Ermeni vatandaşlar da aynı muameleyi görmüşlerdir. Nitekim Ermenilerin bu faaliyetleri yabancı ülkelerin raporlarında da açıkça belirtilmiştir. Tiflis’teki Ermeni Bürosu, Ermenilerin Ruslarla olan ittifakını belgelemiştir. Rus Büyükelçisinin İngiliz Dış İşlerine yazdığı 24 Şubat 1915 tarihli mektupta bu faaliyetler açıkça belirtilmiştir. Harp esnasında yaşanan ve Milli Güvenlik Sorunu haline gelen bu mesele neticesinde 27 Mayıs 1915’te Tehcir ve Sevk Kararı alınmıştır. İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilerin savaş bölgesinden uzak olan Suriye ve Deyr-i Zor vilayetlerine nakledilmesi kararlaştırılmıştır.

Adana’da Tehcir Trenindeki Ermeni Çocuklar

Tehcire Tabi olan Nüfus

Tehcir sırasında Ermeni nüfusun belrtilen bölgelere güvenle ulaşması için vilayetlere ve ordu komutanlıklarına emirler gönderilmiş azami dikkat gösterilmesi hususunda uyarılmıştır. Bu konuda gerekli ihtiyati tedbirleri uygulamayan subayların sorumlu kişilerin ise Divan-ı Harp’te yargılanacağı açıkça telgraflarda belirtilen emirler ile sabittir. İstanbul ve Batı Anadolu’daki Ermeniler tehcirden muaf tutulmuştur. Osmanlı arşiv kayıtlarında tehcire tabi nüfus yaklaşık 450.000 kişidir nitekim Zenop Bezciyan ve Boghos Nubar Paşaların Fransız Dış İşleri’ne gönderdiği rakam 600.000-700.000 civarıdır. Bu rakamlardan 290.000 kişi civarında olan Kafkas ve İran göçmenleri çıkarılırsa tehcir edilen nüfus 400.000 kişinin biraz üstünde çıkar.

Bu kapsamda belirtilen bölgelere varabilen nüfus yaklaşık 380.000 kişi civarındadır. Aradaki 30.000-40.000 kişilik fark salgın hastalıklardan ve çete saldırılarından kaynaklanmaktadır. 25 Ağustos 1915 tarihinde Konya’dan W.Peet’e Wilfred M. Post’dan gönderilen mektupta Pozantı’da demiryolu işçilerinin bildirdiğine göre yaklaşık 500.000 sürgünün geçiş yaptığı belirtilmiştir. Bu 500.000 rakamını Henry Morgenthau kendi günlüğünde Ermeni Protestanları Vekili Zenop Bezciyan’la olan görüşmesinde de yazıyor. Zenop Bezciyan yaklaşık yarım milyon kişinin nakledildiğini belirtmiştir.

Özellikle Osmanlı Arşiv kayıtlarında sevk edilen Ermeni nüfusun gittiği yerlerde işlerini kurup yaşamalarına aynen devam etmişlerdir ve devlet bu nüfusun gittiği bölgelerde yerleşmesini sağlamak için ev yapma ve tarım bölgelerine yerleştirme gibi bir dizi halkın refahını esas alan düzenlemeler yapmıştır.

Bununla kalmayıp savaş sonunda 1918 yılında çıkarılan kararname ile tehcir ettirilen nüfusun gerisin geri aynen dönebileceği de söylenmiştir. Devlet bu ahalinin masraflarını karşılamış ve vergiden muaf tutmuştur. Ermeni Patrikhanesi’nin hazırladığı ve Amerikan arşivlerinde bulunan belgelerde yaklaşık 644.000 civarı Ermeni’nin evlerine döndüğü gösterilmiştir.

Tehcirin Mali Yükü

Elimizdeki Osmanlı belgelerine göre Osmanlılar tarafından gerçekleştirilen, yiyecek, barınma, nakil, sağlık harcamaları gibi olanlar dışında, doğrudan nakdî yardımlar kısaca aşağıda görülmektedir:

1 Eylül 1915’te: 2.250.000 kuruş

7 Eylül 1915’te: 10.000 lira (116.900 kuruş)

8 Kasım 1915’te: 800.000 kuruş

TOPLAM: 3.166.900 kuruş

Bunların dışında muhacirin müdüriyetinin ödeneği 10 milyondan Müslüman muhacirler ve Suriye ye sevk edilen Ermenilerden dolayı 68 milyona daha sonra da 78 milyona çıkarılmasıyla dahiliye nezaretinin toplam ödeneğinin dörtte üçüne tekabül etmiştir. Aynı şekilde Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesinin bütçeside 200 milyona çıkarılmıştır. Sıhhıye nezaretine 1915’te 460.000 kuruş ek ödenek verilmiştir. Salgın hastalıkların önlenmesi için daha sonra Sıhhiye Nezaretine 2 milyon kuruş ödenek verilmiştir.Ayrıca Halep’te 850 yataklık Fransız Hastahanesi açılmıştır. Yine bu bölgelerde kurulmuş hastahenelerin yatak sayısı toplam 4.400 dür. Ayrıca diğer devletler de yardımlarda bulunmuştur.

Nakledildikleri yerlerde nasıl bir muamele gördüler?

Suriye’ye zorunlu olarak göç ettirilen Ermenilerle ilgili olarak çeşitli konsolosluklarda farklı raporlar bulunmaktadır. Misyonerlerden alınan duyumlara göre tehcir edilen 1.000.000 kişiden büyük bir çoğunluğun yolda hayatını kaybettiği söylenmiştir. Fahri konsolos Greg Young gibi bazıları da valiliklerin izniyle kampları gezmiş ve gördüklerini rapor etmişlerdir.

Raporlarda kamplarda hastaheneler kurulduğunu devletin oraya gelen Ermenileri işlerini kurup hayatlarını kazanmaları için onları desteklediği ve Ermenilerin hayatından memnun oldukları görülmüştür. Aynı zamanda Amerika’nın Halep konsolosunun raporunda  gelen 500.000 kişinin 486.000 ine orada kurulan hastahenelerde bakıldığı görülmüştür. Osmanlı arşiv kayıtlarında Mezopotamya bölgesine göç ettirilen Ermenilerin hayatlarını kazanabilecekleri ziraat yapabilecekleri yerlere yerleştirilmesi öngörülmüştür. Ermeni Protestanlarının vekili Zenop Bezciyan, Amerika büyükelçisi Hanry Morghentau’a: yarım milyon insanın Suriye ve Şehr-i zora yerleştirildiğini ve işlerini kurup hayatlarını kazanmaya başladığını Osmanlı belgelerinde yer alan talimatnamenin uygulandığını teyit etmiştir. Aynı zamanda gelen Ermenilerin bir kısmı çeşitli yollarla Amerika ya İran a kafkasyaya göç etmişlerdir.

Ermeni Kayıpları

Ermeni diasporasının vermiş olduğu rakamlar 1.500.000 civarındadır. Fakat o dönemdeki Osmanlı ve diğer devletlerin nüfus arşivlerine bakacak olursak:

1914                                                Osmanlı Ermenileri

Daniel Panzac                                     1.5-1.600.000

Justin Mccarthy                                   1.698.000

Osmanlı nüfus sayımı                         1.229.007

Stanford. J.Shaw                                  1.294.851

David Magie                                       1.479.000

1919

İngiliz nüfuz tespiti                           1.602.000

Osmanlı’da Ermeni nüfusunun zaten yaklaşık olarak 1.500.000 kişiyi geçmediğini görürüz. İddialara bakacak olursak tüm Ermenilerin hayatını kaybetmesi gerekmekteydi dolayısıyla bu da bizlere bu iddianın tamamıyla gerçek  dışı olduğunu göstermektedir.

Ermeni kayıpları ile ilgili olarak eşkıya saldırılarına ek olarak savaş halinden ötürü korkarak tehcir kapsamı dışındaki Ermenilerden Kafkasya’ya göçler olmuştur. Aynı zamanda bulaşıcı hastalık, kıtlık gibi Müslüman ahaliyi de etkileyen faktörler önemli ölçüde kayıplara yol açmıştır.  Toplam olarak tüm faktörler göz önüne alındığında dört senelik Birinci Dünya Harbi döneminde Kafkasya ve Anadolu’da yaklaşık 300.000 Ermeni kaybı olduğu düşünülmektedir. Bu rakam kulağa çok gelse de 4 sene içinde Osmanlı Ordusu yaklaşık 400.000 kayıp vermiştir. Aynı şekilde İtalya 274 bin, Almanya 187 bin, Fransa 91 bin insanını kaybetmiştir.

Osmanlı Hükûmeti İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü

Harbiye Nezaretine Gizlidir Halep’ten Deyr-i Zor ve Rakka’ya sevk edilen göçmenlerin ikinci kafilesinin, Meskene ile Ebu Hureyre arasında, Gazze aşireti tarafından saldırıya uğradığı anlaşılmıştır. Bu çapulcuların yakalanması için, 50 jandarma eri ve bir yüzbaşı olay yerine gönderilmiştir. Ancak bu askerlerin gerek acemi olmaları gerekse sevkiyat boyunca da orada kalmaları mümkün olamayacağından, kalmalarına ihtiyaç olmadığı Mutasarrıflıkla yapılan yazışmadan anlaşılmıştır. Bu nedenle, 100 ikmal erinin Halep, Deyr-i Zor ve Urfa Sevk Muhafızlığında istihdam edilmek üzere, subaylarıyla birlikte Halep’e gönderilmelerinin lüzumu, Halep’te bulunan Göçmenler Müdürü Şükrü Bey’den gelen telgrafta bildirilmiştir. Gereğinin hemen yapılarak sonucun bildirilmesi arz olunur                          

25 Ekim 1915 İçişleri Bakanı adına Müsteşar Vekili (İmza) 

Unutulmamalıdır ki Tehcir Kanunu’nun uygulandığı sırada Osmanlı Devleti Balkanlarda, Kafkasya’da, Çanakkale’de, Hicaz Bölgesi’nde savaşıyordu. Devlet bütün imkanlarını bir gereklilik neticesinde muharip ordunun ikmali için gerekli olan beslenmesi, giyinmesi, cephanesi ve yaralıların tedavisi gibi ihtiyaçların giderilmesine seferber etmişti. Dolayısıyla savaş halinin ne yazık ki içinde barındırdığı zor koşullar neticesinde bu türlü kayıplar verilmesi normal olarak değerlendirilebilir.

Ne yazık ki yerli ve yabancı kaynaklar tehcire tabi nüfusun tamamının 400.000-500.000 kişi civarında olduğunu açıkça göstermiş olmasına ve kayıpların Kafkasya ve Anadolu’da tehcire tabi olmayan nüfus da dahil olmak üzere yoplam kaybı 300.000 olarak gösterilmiş olmasına rağmen Ermeni Diasporası ve Batı Kamuoyu neredeyse 800.000 ila 1.800.000 insanın Türklerce katledildiğinin propagandasını yapmakta ve Türkiyeyi sözde soykırım iftiraları ile yaftalamaktadırlar. Ve hatta bu sözde soykırım kimi İslam ülkelerince dahi tanınmaktadır. İngiliz Büyükelçiliği ile Amerikan Yardım Kuruluşu (Near East Society) 1921 senesinde yaptığı yardıma muhtaç gruplara bütçe ayrılmasına yönelik dünya çapında yapılan nüfus araştırmasında dünyada yaşayan toplam Ermeni nüfusun 3.004.000 ve bu nüfusun 1.193.873 kadarının Osmanlı Ermeni’si olduğunu belirtmiştir ki bu tarih sözde soykırım iddialarının hedef gösterdiği 1915 yılı sonrasına tekabül etmektedir. Aynı zamanda bu nüfus yukarıda belirtilen kayıp miktarından bile azdır.

Sözde Soykırım İddialarının Hukuki Olarak Asılsızlığı

Soykırım (Genosid), 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:

1. Ulusal, ırksal ya da dinsel bir grubun, toptan veya bir bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,

2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,

3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,

4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,

5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.

                                                                        9 Kasım 1915 Halep Karargâhı

Adet 6080                                Başkomutanlığa 

Ermeni sevki ve iskânı hususunda ilgili kişilerle ile görüşülerek, bugün Suriye vilayetinin kapasitesi dolduğundan bundan sonra batıdan yeni gelecek göçmenlerin Deyr-i Zor havalisine, Katma İstasyonu’ndan, 6 doğrudan doğruya Telebyaz’a günde bir tren tahsis etmek suretiyle sevk edilmelerine karar verilmiştir. Bağdat Hat Komiserliğinin ifadesine göre, bunun mümkün olabilmesi için Halep’ten Rayak geniş hattına ait seyyar bir ila dört lokomotifin Ermeni sevkiyatı bitene kadar geçici bir süre için Bağdat’a gönderilmesine ihtiyaç vardır. Lojistik destek hattının bir an önce Ermeni göçmenlerden boşaltılması için başka bir çözüm yoktur. Bu nedenle emrin ilgililere tebliğini ve sonuçtan bilgi verilmesini rica ederim.

      9 Kasım 1915 4’üncü Ordu Komutanı ve Bahriye Nazırı Ahmet Cemal 

Aslı 2’nci Şubeye verilsin.

      Halep Lojistik Destek Müfettişliğine

2 Eylül 1915 tarih ve 740 numaralı telgrafla Ermeni göçmenlerinin güneye sevkleri sırasında genel muayeneden geçirilip hasta olanların bulundukları yerlerde tutulmaları, sağlıklı olanların sevk edilmeleri emredilmişti. Bu emre aykırı olarak Halep’ten Rayak’a1 sevk edilen göçmenler arasında, maalesef 106 hasta ve bunlar arasında da iki lekeli hummalı ve üç ölü olduğu haberini aldım. Bundan sonra, sevk edilen göçmenlerin muayene edilerek hasta olanların yola çıkarılmayıp sağlıklı olanların sevk edilmesini emrediyorum. 22 Ekim 1915 4’üncü Ordu Komutanı Ahmet Cemal Kurmaylığa/ 23 Ekim 1915 

Bilgi edinilmek üzere Halep Valiliğine takdim edilecektir. 23 Ekim 1915

Yukarıdaki maddeler ve Tehcir Kanunu kapsamında yapılan ahaliyi korumaya yönelik faaliyetler incelendiğinde böyle bir tabirin kesinlikle hukuken hiçbir dayanağının olmadığı açıkça görülmektedir. Tehcir kapsamında savaş bölgesine yakın olanlarının tehcir ettirilmesi ve tehcir edilenlerin belirtilen vilayetlere güvenle ulaşması için gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik emirler yaptırımlar ve telgraflar, ek olarak Ermeni ahalinin geçimini sağlayabileceği bölgelere yerleştirilmesi ve işlerine devam ettirilmelerinin sağlanması ve savaş bitiminde de bu ahalinin eski topraklarına dönebilmesinin sağlanması ve zararlarının devlet tarafından tanzim edilmesi gibi örnekler açıkça göstermektedir ki ahaliye yönelik devlet tarafından hiçbir şekilde yok edici, toplu kıyım tarzı şiddet içeren herhangi bir uygulamadan eser yoktur.

Sözde soykırım iddiaları her sene ısıtılıp Türkiye’nin önüne getirilmektedir. Amacın Türkiye’nin yıpratılarak Ortadoğu ve Kafkaslar üzerindeki siyasi manevra kabiliyetinin sınırlanması ve kuşatılmak istenmesi aşikardır. Milli güvenlik meselesi olan Ermeni Meselesi’nin özünün her Türk vatandaşı tarafından bilinmesi bir vatandaşlık görevidir.

Bu sorunun tam manası ile anlaşılması için daha detaylı ve sistematik okuma yapılması gerekmektedir. Bu yazı okuyucular için Ermeni Meselesi hakkında genel bir bilgi düzeyi ve bakış açısı kazandırmak amacı ile yazılmıştır.

Aşağıda belirtilecek kaynaklardan yararlanarak okuma yapabilir bu kritik mesele hakkında daha kapsamlı bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kaynakça

  • Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları,7. baskı, Ekim 2008
  • T.C. Genelkurmay Başkanlığı, Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, Cilt VIII, Ankara 2008
  • B.O.A ,Arşiv Belgelerine Göre Ermeni Mezalimi I 1906-1918,Nu:23,Ankara 1995
  • Türk Tarih Kurumu,Belleten,Cilt:XXXVI,Nu:141,Ankara 1972

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s