TARTIŞMA OTURUMLARIMIZ

Haftanın Konusu-Robotlar

Bu yazıyı 6 dakikada okuyabilirsiniz.


Kelime kökeni olarak Çekçe’deki “robota” dan türeyen ve hayatlarımıza 20.yy’ın ortalarından itibaren dahil olan robotlar gerek etik gerek ekonomik gerekse felsefi birçok soru işaretinin etrafında döndüğü güncel tartışma konularından bir tanesidir. Gelişen teknolojinin bir ürünü artan üretim talebinin ise bir çözümü olarak görülmekte olan robotların birer hizmetçi olarak mı kalacakları yoksa yapay zekânın da katkılarıyla birlikte insanlığın yerini alarak adeta onlara birer “efendi” haline mi geleceği yaygın olarak tartışılmaktadır.

Etik ve felsefi yönleri gibi ilgi çeken ve merak uyandıran yönleri bulunmakla beraber robotik alanının pratikteki en fazla endişe doğuran tarafı, istihdamı azaltarak öncelikle ekonomik problemlere sonrasında ise bir kaosa yol açma ihtimalinin bulunmasıdır. Üretim kapasitesini robotlar aracılığıyla arttırırken eş zamanlı olarak oluşabilecek istihdam problemlerinin önüne geçmek, geleceğin sağlıklı ve müreffeh bir toplumu olabilmemiz için üzerinde kafa yormamız gereken bir sorundur.

Bu gereksinimden hareketle MERGEN Devri olarak bu haftaki konumuzu robotlar ve yapay zekânın geleceği olarak belirledik ve olası problemlere nasıl çözümler getirilebileceği hususunda beyin fırtınası yapmaya karar verdik. Moderatörlüğünü MERGEN Topluluğu’ndan Batuhan Akyürek’in yaptığı “30 Ekim Cumartesi – Robotlar” oturumumuzda “Robotların insan gücünün yerini alması” “Teknolojik gelişmelerle birlikte yok olabilecek meslek dalları” “Robotların seri üretim kapasitesini arttırmak gibi pozitif yönleri olabilir mi?” “Süreç, üretimde makineleşme iş kayıplarını asgariye indirecek şekilde aşamalı olarak yürütülebilir mi?” “Teknoloji çağında önemini koruyabilecek ilgi alanları” başlıkları altında fikir alışverişinde bulunduk.

Robotların Tarihi

Robotların tarihini, sıvı ya da buhar mekanik prensiplerine dayalı çalışan ilk otomatlara kadar götürmek mümkündür. Bu ilk otomatlar İskeneriye’deki mühendisler tarafından milattan yaklaşık 200-250 yıl öncesinden başlayarak tasarlanmaya başlamış, kullanım alanı olaraksa daha ziyade dini seremoniler ve çeşitli eğlence alanlarını (tiyatro gibi) bulmuştur. Bilim ve tekniğin İslam toplumlarına taşınmasıyla birlikte Beni Musa kardeşler ve El-Cezeri (1136-1206) gibi isimlerce otomat tekniği daha da ileri götürülmüştür. El-Cezeri’nin inşa ettiği otomatlar arasında hidrolik güçle hareket eden “tavus kuşları”, içecek servisi yapabilen “garsonlar”, el yıkama otomatları, robotik müzik enstrümanları gibi oldukça ilginç tasarımlar yer almaktaydı.

Resim 1: El-Cezeri’nin “Olağanüstü Mekanik Araçların
Bilgisi Hakkında Kitap” adlı eserinde betimlediği tasarımlarından; soldaki fışkırtmalı fıskıye, sağdaki suyu yukarıya çıkarma sistemi.

Sicilya ve İspanya üzerinden Avrupa toplumlarının Müslüman toplumlarla gerçekleşen temasıyla birlikte otomatlara dair çalışmalar tercüme edilmeye ve saat kuleleri, çeşitli insansı (humanoid) ve hayvansı otomatlar Avrupa’da yaygınlaşmaya başlamıştır. Bunlardan biri olarak “jacquemart” isimli insanımsı otomatlar, saatleri bir çana çekiciyle vurarak göstermek suretiyle gösteriyordu. Alandaki çalışmaların özellikle 1400’lü yıllarda hız kazandığını ve Leonardo da Vinci’nin zırhlı mekanik şövalyesi, Müller von Könnisberg’in uçabilen otomat kartalı gibi yeni açılımlar gösterdiğini söyleyebilmekteyiz.

Resim 2: Leonardo da Vinci’nin otomat zırhlı şövalyesi.

18.yy’a gelindiğinde yine eğlence alanında otomat oyuncaklar yapılmaktaydı; Jacques de Vaucanson otomat oyuncaklar konusunda maharetini ispatlamıştı. Özellikle Descartes’ın hayvanların ve insanların bedenlerin “otomat” olduğu düşüncesiyle paralellik arz edecek biçimde çeşitli insansı robotların yapımı hız kazanmıştı. Söz konusu otomatların en meşhuru ise insan rakibine karşı satranç oynayabilen “Türk” (The Turk) isimli makineydi. 19.yy da ise elektriğin hareket güç kaynağı olarak kullanılabilir hale gelmesi, özellikle Nikola Tesla gibi dehalarca birçok otomatın üretilmesine zemin hazırladı.[1] 20 yy. ise yapay zekanın otomatlara dahil edilmesiyle birlikte yeni bir alanın kurulmasına şahitlik edecekti.

Resim 3: “Türk” isimli satranç oynayabilen otomat.

Kavram olarak robotiğin ortaya çıkışı ise aslında pek de uzak geçmişe uzanmaz; 1917 yılında ve 1921 yıllarındaki iki bilim kurguda “robota” kelimesinden türetilerek popüler kullanıma girer. “Robota” Çekçe’de “zorla çalıştırılan işçi-derebeyi sistemindeki köle” anlamına gelmektedir; bahsettiğimiz bilim kurgularda ise bu robotların yetenekleri arttırarak nihayetinde insan “efendilerine” isyan edecekleri hikâye edilmektedir.[2] Sonrasında 1940’larda I. Asimov’un klasikleşen üç robotik kanununu yayımlamasıyla birlikte sürecin teorik temelleri de atılmaya başlanır. Bu üç kanun sırasıyla şunlardır: 1. Bir robot doğrudan veya hareketsiz kalmak suretiyle dolaylı olarak bir insana zarar veremez. 2. Bir robot, birinci yasayla çelişmemek kaydıyla insanlar tarafından verilen emirlere uymak zorundadır. 3. Bir robot, birinci veya ikinci yasayla çelişmemek kaydıyla kendi varlığını korumak zorundadır.

20.yy ikinci yarısında itibaren robotlar, edebi veya sinema metinlerde ya insanların dostları (Star Wars’da olduğu gibi) ya da (ve çoğunlukla da) insanların düşmanları (Terminatör’de olduğu gibi) olarak tasvir edildiler. Bununla birlikte realitede-vakıada özellikle fabrikalarda insandan kaynaklanan hataları ve yaralanmaları en aza indirmek ve üretim etkinliğini arttırmak için yaygın biçimde kullanılmaya başladılar. Bunun ilk misali, 1958’de otomobil imalatında yardımcı olarak piyasaya sürülen “Unimate” isimli robot olmuştur. Mevzubahis robotların üretim kapasitesine olan pozitif katkısı oldukça şaşırtıcı olmuştur; robotları sanayisine oldukça hızlı biçimde entegre eden Japonya, 90’lı yıllarda, bunda o kadar da başarılı olamayan İngiltere’ye kıyasla otomobil sanayisinde öne geçmiştir. Devamında doğrusal olarak değil de ivmeli olarak gelişen robotik alanı, yapay zekânın da katkısıyla hayatımızda birçok alanda (tıpta cerrahi robotlar-DaVinci sistemi, askeriyede dronlar-insansız hava/kara araçları, afet yönetiminde arama-kurtarma araçları vb.) vazgeçilmez “yardımcılarımız” halini almıştır.

Oturumdan Notlar

Robotik alanındaki gelişmelerin aritmetik değil de geometrik biçimde olmasının, robotların tahmin edilenden çok daha kısa süre içerisinde insan gücünün yerini almasına hatta tamamen doldurmasına yol açabileceği öne sürüldü. Dolayısıyla ilgili alandaki gelişmelerin yakın bir takibinin sadece merak duygusunu tatmin etmek gayesine yönelik olmayacağı, belki sağlam bir kariyer hayatı planlamada oldukça önemli yer işgal ettiği sonucuna varıldı. Özellikle iş hayatına atılacak gençler için önemli olan bu konunun, tehdit ya da potansiyel tehdit altındaki meslek alanlarına mensup yetişkinler için ayrı bir önemi haiz olduğunu, söz konusu bireylerin mümkün olduğunca yeni uğraşlar bulmaları gerektiği düşüncesi zihinlerimizde belirdi.

Taksicilik – yük taşımacılığı – kargoculuk gibi alanların özellikle sürücüsüz araçların da geliştirilmeye başlanmasıyla birlikte yakın gelecekte kaybolabileceği, sanayinin her alanındaki iş alanlarının daha hızlı ve daha az hatalı üretime imkân sağlayan robotlarca doldurabileceği, hatta tıp gibi belirli başlı alanlarda dahi (özellikle radyoloji-biyokimya gibi tetkik alanlarında) ihtiyaç duyulan personel sayısının oldukça azalabileceği şeklindeki iddialar konuşuldu. Bazı katılımcılarımız bu iddiaların birkaç on yıl sonra ancak gerçekleşebileceğini düşünmekteyken diğer katılımcılarımız birkaç yıl içinde de başlayabileceğini savundular. Robotik teknolojinin, mühendisliğin ve tıbbın bazı alanları hariç bütün meslek alanları kapsayacağı tezi ise çoğunluk tarafından pek mümkün görülmedi. 

Özellikle robotlarla seri üretim yapmada ilerleyen ülkelerin, Japonya örneğinde olduğu gibi, teknoloji bakımından ilerleyerek ekonomik kalkınmayı temin edebileceği, bu yolla da işsiz kalan nüfusun kaos ortaya çıkarmasını engelleyecek düzeyde sosyal yardımla desteklenebileceği bir modelin ne kadar mümkün olduğu sorgulandı. Bununla birlikte, iş alanlarında makineleşme-robotikleşmenin kontrollü biçimde ve tedricen yürütülmesi gerektiği, böylece personel sayısında azaltmaya gidebilecek muhtelif alanlardan diğer alanlara çalışan nüfusun geçiş yapmasına zaman tanınmış olacağı ve olası işsizlik sorununun önüne geçilebileceği savunuldu. Daha geniş kapsamlı ve pratik çözümler için çeşitli alanlardaki (işletme, ekonomi gibi ihtisas alanlarındaki) uzmanların görüşlerine ihtiyaç duyulduğu kanısına varıldı.

Teknoloji çağında önemini koruyabilecek meslek alanlarının, ironik olarak aslında ülkemizde pek fazla tercih edilmeyen temel fen bilimleri alanları (fizik-kimya-biyoloji) olabileceği, içerisinde insan düşüncesinin inovatif-üretken-yapıcı yönlerini kapsayan bütün alanların mevcudiyetini rahatlıkla sürdürebileceği belirtildi.

Sonuç Yerine

Genel olarak kafalarda birçok soru işaretinin bulunduğu, geleceğin buğulu-puslu görünümünün ileriye yönelik tahminlerde bulunmayı zorlaştırdığının farkına varıldığı bir oturum oldu. Üretim kapasitesini arttırmak – istihdamı korumak ve güncellemek ikileminin makul bir dengede tutulması gerektiği ve bu amaçla ilgili alanlardaki mütehassısların, bilim insanlarının daha fazla bir araya gelerek fikir alışverişlerinde bulunmaları gerektiği  kanaatine varıldı.


Kaynakça

[1] History of Robots, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_robots (Son Erişim Tarihi: 16.11.2021)

[2] Hockstein NG, Gourin CG, Faust RA, Terris DJ. A history of robots: from science fiction to surgical robotics. J Robot Surg. 2007;1(2):113-118. doi:10.1007/s11701-007-0021-2

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s