ÇEVİRİ, Tarihi Makale

Gandhi Suikastı

Bu yazıyı 4 dakikada okuyabilirsiniz.


Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve manevi lideri Mohandas Karamchand Gandhi, Yeni Delhi’de radikal bir Hindu tarafından öldürüldü.

1869 yılında Hintli bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen Gandhi’nin Vaishnava (Vaishnavizm dinine mensup kişi)* annesi son derece dindardı ve oğlunu, erken dönemlerinde, şiddetsizliği savunan ve ahlaki açıdan katı bir Hint dini olan Jainizm terbiyesi ile büyütmüştü. Gandhi, dikkat çekici bir öğrenci değildi ancak 1888 yılında İngiltere’de hukuk okuması için kendisine bir şans verildi. 1891 yılında Hindistan’a geri döndü fakat düzenli yasal bir iş bulamadığı için 1893’te Güney Afrika’da -çalışmak için- bir yıllık sözleşmeyi kabul etti.

Natal’a (1994 yılından sonra KwaZulu Natal olarak bilinen Güney Afrika’daki Natal vilayeti)* yerleştiğinde ırkçılığa ve Hintli çalışanların haklarını kısıtlayan yasalara maruz kaldı. Gandhi daha sonra, birinci sınıf bir demiryolu kompartımanından çıkarıldığı ve trenden atıldığı böyle bir olayı hayatının kırılma anı olarak hatırladı. O andan sonra adaletsizliğe karşı savaşmaya ve hem bir Hintli olarak hem de bir insan olarak haklarını korumaya karar verdi. Sözleşmesi sona erdiğinde bir anda Güney Afrika’da kalmaya karar verdi ve burada Hintlilerin oy verme hakkını kısıtlayan yasalara karşı bir seferberlik başlattı. Natal Hindistan Kongresi’ni düzenledi ve dünyanın dikkatini Hintlilerin, Güney Afrika’daki kötü durumu üzerine çekti. 1906’da Transvaal Hükümeti, Hintlilerin haklarını daha da kısıtlamaya kalkıştı ve bunun neticesinde Gandhi, ilk satyagraha (hakikate tutunma, şiddetsiz direnişin bir şekli)*kampanyasını yani kitlesel sivil itaatsizliğini organize etti. Yedi yıllık protestodan sonra, Güney Afrika Hükümeti ile bir uzlaşma anlaşması müzakere edildi.

1914’te Gandhi Hindistan’a döndü ve Hindistan siyasetinin çevresinde yoksunluk ve maneviyat hayatı yaşadı. Birinci Dünya Savaşı’nda Britanya’yı destekledi fakat 1919 yılında, Britanya’nın, Hintliler için tasarladığı zorunlu askerliği protesto amacıyla yeni bir satyagraha düzenledi. Yüzbinlerce Hintli, Gandhi’nin bu protesto çağrısına destek verdi ve 1920 yılıyla birlikte de Gandhi artık Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri oldu. Gandhi, Hindistan Ulusal Kongresi’ni siyasi bir güç olarak yeniden düzenledi ve Hindistan’daki Britanya malları, hizmetleri ve kurumlarına karşı büyük bir boykot başlattı. Ardından, 1922’de şiddet patlak verdiğinde aniden satyagrahayı iptal etti. Bir ay sonra İngiliz yetkililer tarafından isyana kışkırtmak suçlamasıyla tutuklandı, suçlu bulundu ve hapsedildi.

1924’te serbest bırakıldıktan sonra Hindu-Müslüman gerilimini protesto etmek amacıyla uzun bir süre oruç tuttu. 1928’de Hindistan için egemenlik statüsü talep ettiğinde ulusal siyasete döndü ve 1930’da Hindistan’ın fakirlerine zarar veren İngiliz tuz vergisine karşı kitlesel bir protesto başlattı. Gandhi ve takipçileri -en ünlü sivil itaatsizlik hareketinde- deniz suyunu buharlaştırarak kendi tuzlarını yaptıkları Umman Denizi’ne yürüdüler. Gandhi’nin ve diğer 60.000 insanın tutuklanmasıyla sonuçlanan bu yürüyüş, lider ve hareketi için yeni bir uluslararası saygı ve destek kazandırdı.

1931’de Gandhi, Hindistan Ulusal Kongresi’nin tek temsilcisi olarak Londra’daki Hindistan Yuvarlak Masa Konferansı’na katılmak üzere serbest bırakıldı. Toplantı büyük bir hayal kırıklığıydı ve Gandhi, Hindistan’a geri döndükten sonra tekrar hapsedildi. Hapishanedeyken, İngiliz hükümetinin, kast sisteminin en alt katmanlarını işgal eden yoksullaştırılmış ve aşağılanmış Hintliler olan “dokunulmazlara” muamelesini protesto etmek için başka bir oruç daha tuttu. 1934’te, Hindistan’daki pek çok yoksulun ekonomik kalkınması için çalışmak üzere Hindistan Kongre Partisi’nden ayrıldı. Gandhi’nin yanındaki Jawaharlal Nehru, onun yerine partinin yeni lideri seçildi.

II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Gandhi siyasete geri döndü ve Hindistan’ın, bağımsızlığı karşılığında İngiliz savaş çabaları ile iş birliği yapması çağrısında bulundu. İngilizler bu çağrıyı reddetti ve muhafazakâr Hindu ve Müslümanları destekleyerek Hindistan’ı bölmek istedi. Gandhi buna yanıt olarak, 1942’de İngilizlerin tamamen geri çekilmesi talebinde bulunan “Hindistan’ı Boşaltın Hareketi”ni (Quit India Movement)* başlattı. Gandhi ve diğer milliyetçi liderler 1944 yılına kadar hapsedildiler.

1945 yılında Britanya’da yeni hükümet başa geldi ve Hindistan’ın bağımsızlığı için müzakereler başladı.  Gandhi birleşik bir Hindistan istiyordu ancak savaş sırasında nüfuzunu artıran Müslüman Birliği buna karşı çıktı. Uzun süren görüşmelerin ardından İngiltere, 15 Ağustos 1947’de Hindistan ve Pakistan’ın iki yeni bağımsız devletinin kurulmasını kabul etti. Gandhi bu bölünmeden çok rahatsız oldu ve kısa bir süre sonra Hindistan’da, Hindular ve Müslümanlar arasında kanlı bir şiddet patlak verdi.

Gandhi, Hindistan’ın dini gerilimini sona erdirmek için oruçlara ve sorunlu bölgelere ziyaretlere başvurma yoluna gitti. Yine Yeni Delhi’de böyle bir olay esnasında radikal Hindulardan biri olan Nathuram Godse -Gandhi’nin Müslümanlara karşı hoşgörülü tutumunu gerekçe göstererek- ona ölümcül bir şekilde ateş etti. Yaşamı boyunca Mahatma ya da “Büyük Ruh” olarak bilinen Gandhi’nin ikna edici sivil itaatsizlik yöntemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Martin Luther King Jr. olmak üzere tüm dünyadaki sivil haklar hareketlerinin liderlerini etkiledi.


Dipnot: “*” ile belirtilen kısımlar çeviren kişi tarafından eklenmiştir.

Bu yazı İngilizce bir makaleden çevrilmiş olup yazının orijinal metnine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s